Dr. İyad Kunaybi – 10. Oturum: “Neden ilk baştan Şeriatın egemenliğinin ilan edilmesi gerektiğini söylüyoruz?”

Tevhidî davet çalışmalarından dolayı hapiste bulunan Ürdünlü âlim Dr. İyad Kunaybî’nin 30 bölümlük “Şeriat’a Destek” vaaz serisi alt yazılı ve metin olarak yayınlamaya devam ediyoruz. İyad el-Kuneybî’nin bu ders serisinde günümüzdeki İslami hareketlerin, özellikle de demokrasi yolunu benimseyenlerin şüphelerini ele alıp çürütüyor ve hak menheci delilleri ile takrir ediyor.

***

Onuncu Oturum:

“Neden ilk baştan Şeriatın egemenliğinin ilan edilmesi gerektiğini söylüyoruz?”

Esselamu aleykum ve rahmetullahi ve beraketuhu sevgili kardeşlerim. “Nusraten lişşeria” silsilesine devam etmekteyiz.

Geçen oturumlarda, İslami projeleri hayata geçirmeye çalışan kişilerin, eğer yönetimi devralırlarsa tâ ilk baştan şeriatın tam ve mutlak egemenliğini ilan etmelerinin şeri nasslar açısından kaçınılmaz olduğunu söylemiştik.

Aynı zamanda böyle bir ilanın, tüm vacipleri yerine getirmek demek olmadığı veya tüm münkeratı bir kerede ilga etmek demek olmadığını da söylemiştik. Ancak yürürlükteki kanunlar mahza İslami olduğu sürece ve devlet, gücü yettiği oranda şeriatı tatbik ettiği sürece orada şeriat tatbik ediliyor demektir.

Sonra orada, şeriatın egemenliğinin ilan edilmesinin oluşturduğu büyük değişimlerden uygulamalı örnekler de vermiştik. Ardından da mezkûr örneklerden mühim dersler çıkaracağımızı vaad etmiştim. O halde muhterem kardeşlerim. Gelin bu dersleri birlikte arz edelim.

İlk olarak: Şeriatın egemenliğinin ilan edilmesinin toplumda çok büyük tesirleri olacağını mülahaza etmiştik. Nitekim toplum, söz konusu bu ilan ile; Allah Teâlâ’ya mutlak kulluk üzerine kurulmuş olacaktır. Çünkü bu ilan ile eski beşeri kanunların gölgesinde serbest bırakılmış işlenen bazı kötü ameller suç olarak addedilmiş, bazı kişiler veya kuruluşlar paylarını kaybetmiş, diğerleri de tam aksine kazanmış, zarar eden kazançlı, kazanan ise zararlı çıkmış, kimi anlaşmalar ilga edilmiş kimisi de yeniden imzalanmış olmaktadır. Tüm bu değişimler tâ ilk baştan şeriatın tatbik edilmesi ile meydana gelir.

Hatta her ne kadar devlet, tüm bu hükümleri ilk baştan bir kerede uygulayamasa da, sadece isminin şerî oluşu bile toplum üzerinde büyük bir tesiri olur.  Fertlerin, yapılması konusunda devletin vatandaşlarını cesaretlendirdiği ve teşvik ettiği bir işi yapması ile, yasakladığı, dolayısıyla karşılığında ceza verdiği bir işi yapmaları arasında büyük bir fark olduğu aşikârdır. Her ne kadar yapanlara mükâfat ve ceza verilmesi, devletin uygulama konusunda güç bulacağı bir zamana ertelense bile bu böyledir. Çünkü toplumların gidişatı konusunda fiillerin mücerred olarak vasıflanmasının bile büyük bir tesiri vardır.

İkinci olarak: Yine mülahaza etmiştik ki; şeriatın egemenliğinin ilan edilmesinin mukabilinde alternatif olarak söz konusu devletin, cahili (sonradan uydurulmuş) vadî kanunlarla hükmetmesi realitesi vardır.

Her ne zaman İslamcılar yönetimdedirler denirse bundan onların devlet oldukları anlaşılır. Bu durumda onların gerek uygulamalara karşı, gerekse kişi ve sorunlara karşı kayıtsız kalmaları mümkün değildir. Ya İslam ile hükmederler ya da cahili beşeri kanunlarla.!

Allah Teâlâ şöyle der:

أَفَحُكْمَ الْجَاهِلِيَّةِ يَبْغُونَ وَمَنْ أَحْسَنُ مِنَ اللّهِ حُكْمًا لِّقَوْمٍ يُوقِنُونَ

“Onlar hâlâ cahiliye devrinin hükmünü mü istiyorlar? Kesin olarak inanacak bir toplum için, kimin hükmü Allah’ınkinden daha güzeldir?” (Maide-50)

Bu konunun beyanı hakkında ziyade açıklama isteyenlerden ricam, ”Şeriatı aşamalı tatbik etmenin tehlikeli manası” başlığı ile sunduğumuz üçüncü oturumu bir daha okusunlar.

Ey devletin ilk baştan şeriatın egemenliğini ilan etmemesini talep edenler.! Bakın bu görüşünüz neye sebebiyet veriyor: Devlet İslami olacak ama sonrada konulmuş cahili kanunların bekçiliğini yaparak! O kanunları tatbik edecek, o kanunlara muhalefet edenleri cezalandıracak ve asileri de mükâfatlandıracaktır.!

Söyler misiniz o halde böyle bir devletin, mücerred olarak isimden başka neyi İslamidir? Peki, siz velev ki bir günlüğüne bile olsa, bir İslam devletinin böyle bir şeyi yapmasına razı olur musunuz, ey yavaş yavaş şeriatın geleceğini söyleyenler?

Davetçilerden birinin mescidde dinleyicilerine şu sözü söylemesini duymam beni oldukça üzmüştür:

”Sakın İslamcılar başa geçtiğinde, kanunları bir kerede veya iki veyahut ta üç senede değiştireceklerini düşünmeyin. Ancak insanlar temiz kalacaklardır.”

Bu söz, gördüğünüz gibi sonu çok tehlikeli yerlere uzanan bir sözdür. Yönetimde olmanın ne demek olduğunu ve Müslümanların toplumu cahili batıl kanunlarla yönetmesinin kötülüğünü kavramadıklarına delalet etmektedir. Çünkü kanunlar değişmese, haram işlenen mekânlar eskiden olduğu gibi yine kanuni yasal mekânlar haline gelecektir. Sonra devlet, bunları kabul etmeyenlere karşı bu gibi haram işlenen yerleri koruyup gözetecektir. Peki, herhangi bir İslam devletinin gece kulüplerinin veya meyhanelerin önüne bekçi dikerek korumaya çalışması düşünülebilir mi?

Allah Teâlâ şöyle der:

مَا لَكُمْ كَيْفَ تَحْكُمُونَ

”Size ne oluyor, nasıl hükmediyorsunuz?”(Saffat-154)

Ey yavaş yavaş İslam’ı getirmeyi savunanlar. Bakın da, hakikatte neyi savunduğunuzu görün.!

Üçüncü olarak: Hak bir tek iken, batıl çeşit çeşittir. Davetçiler eğer ilk baştan şeriatın egemenliğini ilan etmeye iltizam etmeseler, bunun mukabilinde alternatif olarak neye tutunacakları konusunda bocayalacaklardır. Çünkü haktan taviz verdikleri için pusulayı şaşıracaklardır. Allah Teâlâ şöyle der:

فَمَاذَا بَعْدَ الْحَقِّ إِلاَّ الضَّلاَلُ فَأَنَّى تُصْرَفُونَ

”Hak’tan sonra sadece sapıklık vardır. O hâlde, nasıl oluyor da (Hak’tan) döndürülüyorsunuz?” (Yunus-32)

Sonra sen şu davetçinin; ”kanunları ilk iki senede veya üç senede değiştiremeyebiliriz” dediğini görürsün. Bir diğerinin ise bir ayda değiştireceğini söylediğini, üçüncü bir kişinin ise bunlardan daha az veya daha çok bir zamanda yapabileceğini söylediğini görürsün. Kimisi önce ahlak ve sulüke ilişkin hükümleri tatbik edip, haddleri erteleyeceğiz der. Kimisi önce ekonomiyi güçlendireceğiz, ondan sonra şeriatı tatbik edeceğiz der. Böylelikle meselelerin en mühim meselesi olan Allah Teâlâ’ya şeriatını ikame etmek sureti ile kulluk gibi önemli bir mesele kişilerin kişisel takdirlerine bırakılmaktadır. Allah Teâlâ’nın halifeliği gibi bir mesele, hevaların, tahminlerin, yalan ve zannların insafına terkedilmiş oldu.

Oysa Allah teala şöyle der:

وَمَا يَتَّبِعُ أَكْثَرُهُمْ إِلاَّ ظَنًّا إَنَّ الظَّنَّ لاَ يُغْنِي مِنَ الْحَقِّ شَيْئًا

”Onların çoğu ancak zannın ardından gider. Oysa zan, hak namına hiçbir şeyin yerini tutmaz.” (Yunus-36)

Peki, hiç Allah Teâlâ’nın; şeriatını tatbik etmek suretiyle ona kulluk yapmak gibi büyük ve insanların geleceğini kökünden etkileyen bir meseleyi beşerin zannlarına terk ettiği düşünülebilir mi?

O halde hakk bir tektir. O ise, hiç kuşkusuz tâ ilk baştan şeriatın egemenliğinin ilan edilmesidir. Kim bundan yüz çevirirse; bocalama, şaşkınlık ve değişik birçok batılın içine düşer.

Dördüncü olarak: Şeritatın tâ ilk baştan ilan edilmesi hâkim ile mahkûm arasında yapılmış, her iki tarafı da mutlak suretle bağlayan bir akittir. Bu suretle hâkim konumunda olanlardan bile dokunulmazlık zırhı düşer. Çünkü bu akit sayesinde eğer onlar onun şartlarına uymazlarsa, halkın bile onları şeriatın ölçüsüne göre hesaba çekmeleri mümkün olmaktadır. İslamcılar ise masum değillerdir. Yönetime geldiklerinde güç kibri veya yönetimin rahatlığından kaynaklanan zaafın onları alıkoymayacağı ne malum? Nitekim bu, onlardan önce birçok kişiye arız olmuştu. Bunun olması mümkün ve makul müdür diye sorulursa evet makuldür deriz. Çünkü hiçimse ismet sıfatı ile korunmuş değildir. Nitekim bu türden şeyler, henüz yönetime gelmeden önce bile cemaat içindeki konumlardan dolayı birçok kişide arız olmuştu. Yönetime geldikten sonra; makam, unvanlarla donanmış halde kırmızı halılarla bezenmiş yollarda yürüdükleri zamanki durumlarını var düşün.! Biz gerek hayır konusunda gerek şerr konusunda insanların zahirlerine göre hüküm vermekle mükellefiz. O halde falanın; benim niyetim temizdir demesinin bir faydası yoktur. Tüm niyetleri ancak Allah Teâlâ bilebilir.

O yüzden biz, ilk baştan şeriatı ilan etmenin alternatifinde türetilmiş bu türden bulanık sözleri asla kabul etmiyoruz. Kimisi ”yavaş yavaş şeriatı getirme konusunda ajandamız açıktır” demektedir, kimisi ”şeriatın ruhuyla uyuşan kanunları uygulayacağız” demektedir, kimisi ”şeriatın maksatlarını gerçekleştiren kanunlar koyacağız” demektedir, kimisi ”falan parti şeriatın tatbiki konusunda hızlı adımlar atmaktadır” demektedir, kimisi ”şeriatın tatbik edilmesi konusunda falan partinin kararlı olması gerekir” gibi öğütler vermektedir, kimisi ”şeriatı tatbik etmeye ulaşmak için toplumla ciddi bir beraberlik gerekir” gibi sloganlar atar, kimisi ”devlet yegâne meşruiyet mercisi olacaktır” demektedir.

Tüm bu ifadeler; her ne kadar içinde kararlılık, sıdk, ciddiyet gibi ifadeleri barındırsalar da, yüzeysel ve kaçamak ifadeler olmaktan öteye geçememektedirler. Bu açıdan kabul edilmeleri mümkün değildir.

Kardeşlerim şeriatın tatbiki meselesi bir akittir. Bir evi kiraladığında sözleşme metninde ”kiracının aylık beş yüz dinar ödemesi gerekir, mal sahibinin ise evi kullandırma konusunda niyetine bakılır veya evlenirken, ”erkeğin mihir ödemesi gerekir, ancak kadının velisinin ise onu kızı ile evlendirme konusunda kararlı bir niyeti olduğu konusunda taraflar anlaşmaya vardılar” gibi bir anlaşma metnini kabul eder misin?

Bu adamların niyetinin senin yanında ne bir kıymeti olabilir mi? Şeriatı tatbiki konusu da böyledir. Yönetilenler, yöneticilerin şeriatı tatbik etmeye devam etmelerinin mukabilinde, onlara itaat ve vela göstermek sureti ile Allah Teâlâ’ya kulluklarını sunarlar. Her şeyden önce bu mesele, Allah Teâlâ’ya boyun eğmek ve ona kulluk etmek demek olan bir akittir. O halde bu meselede İslamcıların terennüm ettikleri yüzeysel boş sözlerin bir faydası olamaz. Eğer bir ev kiralarken veya biri ile evlenirken bu tür ibareleri kabul etmiyorsan, kendisi sebebi ile yaşadığın Allah Teâlâ’ya kulluk konusunda kabul etmemen daha önceliklidir. Ki o, yeryüzünde şeriatını ikame etmek sureti ile Allah Teâlâ’ya mutlak ubudiyyet konusudur. Şeriatı tatbik etmek kavramı mundabıt değişmez ve sabit bir kavram olduğundan ona başkaları kıyas edilebilir. Ancak teveccüh, duruş, yavaş yavaş şeriatı tatbik etmek, temiz niyet, şeriatın tatbik edilmesi rüyası veya meşruiyet kaynağı gibi ifadeler sabit olmadıklarından onlar üzerine kıyas yapılması mümkün değildir.

Düşünsenize, bir gün bu ifadelerin sahiplerinin yönetimi devraldıkları bir gün, bunları koltuk zaafı veya koltuklarını kaybetme korkusu ile batılılarla iyi geçinme düşüncesi ile şeriatın emirlerini tatbik etme konusunda gevşeklik tutarsa, halklar bunlara nasıl ve neye göre hesap soracaktır? Peki, o zaman sözüm ona bu İslamcı yöneticiler yarın bir gün; ”bizde şeriatı tatbik etme konusunda doğru bir niyet ve gerçek bir teveccühümüz vardır, fakat görüyoruz ki halk, şeriatın tatbiki için hazır değildir, ya da merhale buna hazır değildir, o yüzden maslahat gereği şuan şeriatın bu kısmını uygulamıyoruz ama hala bizim şeriatı bir bütün olarak tatbik etme konusunda ajandamız ve programımız mevcuttur” deseler, kim bunlara engel olabilir?

Yöneticilerde sapma baş gösterir de yaptıklarını da bu türden şeylerle temize çıkartmaya çalışırlarsa kim buna karşı çıkabilir? Nitekim bu türden bahane içerikli ifadeleri tâ ilk başta kabul etmişlerdi.

Buna göre kişilerin niyetlerinden ne geçirdiklerine karar verme savaşına girmemiz gerekecektir. ”Acaba hangi aşamada ne kadar bir miktar şeriatla hükmedecekler, neye izin verip neyi yasaklayacaklar?” gibi… O halde buraya kadar bu halkada anlattıklarımızı, geçen dersten çıkartma sözü verdiğim ders olarak kabul edin. Peki, bundan sonra çıkartılacak ders kaldı mı diye sorulursa evet hala değinmediğimiz ders kalmıştır. Fakat bu halkada sözü uzatmamak için onu da bir sonraki oturuma bırakalım Allah’ın izniyle.

Şimdi ise bana ilk dört dersi özetleme fırsatı verin kardeşlerim.!

Birincisi: Şeriatın egemenliğinin ilan edilmesi toplumun yasalarında, anlayış, değer yargıları ve kıstaslarında büyük bir inkılap meydana getirmektedir.

İkincisi: Bu ilanın alternatifi, devletin sonradan uydurulmuş cahili yasalarla hükmetmesidir.

Üçüncüsü: Her kim şeriatın egemenliğini tâ ilk baştan ilan etmez ise, kaçınılmaz olarak birçok batıla düçar olacaktır.

Dördüncüsü: Şeriatın ilan edilmesi, yüzeysel ve belirsiz ibareleri geçerli olmadığı bir akittir.

HÜLASA: Şeriatın tâ ilk baştan ilan edilmesi tek ve yegâne hakktır. O ilan, yöneticinin de yönetilenin de hep beraber hesaba çekildiği değişmez ve sabit tek şerî ölçüdür. Bunun dışındakiler ise sınırı ve ölçüsü belli olmayan, hem yöneticileri hem de yönetilenleri haktan saptıran dallı budaklı batıl cahili hükümlerdir.

Bir sonraki oturumda görüşmek dileği ile Esselamu aleykum ve rahmetullahi ve berakatuhu.

İyad Kunaybi

Tercüman twitter: Ebu Hasan Mehmet @ebusalep

Ümmeti İslam

BU HABERLER DE VAR!

Dr.Sâmi el-Ureydî: “Arap olmayan Müslümanları Hâricîlerin tuzaklarından kurtarın!”

Şam’ın Fethi Cephesi Şerî’lerinden ve önde gelen isimlerinden Dr. Sami Ureydi’nin “Arap olmayan yabancı Müslümanları aşırıların …

Mehdî (Aleyhisselam)’nin Zuhûrunun Yaklaştığına İşâret Eden Alâmetler

İmanımızın artması için, sabredip ümitvar olmamız, İslam’a ve Müslümanlara hizmette daha heyecanlı ve aktif olmamız …

2 Yorum

  1. Selamun Aleykum dr.iyad-el kunaybi tercüme ettiğiniz oturumlarini bana atabilir misiniz e-postam recep.alver.65@hotmail.com. Allah razı olsun

  2. Selamun Aleykum dr.iyad-el kunaybi tercüme ettiğiniz oturumlarini bana atabilir misiniz.Allah razı olsun

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir