Dr. İyad Kuneybi – Taviz Fakihlerinin Peygamberlerin Fiillerinden Delil Getirmeleri 2. bölüm

بسم الله الرحمن الرحيم

-TAVİZ FIKHI-

Üçüncü Vaaz

İkinci Bölüm

Taviz Fakihlerinin Peygamberlerin Fiillerinden Delil Getirmeleri.

Dediler ki: ‘‘Muhammed aleyhisselam Abdullah İbni Ubey’in küfrünü bildiği halde onu bıraktı ve ona öldürülme hükmünü uygulamadı. İbni Ubey ki ifk hadisesinde Ayşe validemize iftira atmıştır. Allah Subhanehu ve Teâlâ mümin ve namuslu kadınlara iftira atanlara ‘kazf haddi’ cezasını mecburi kıldığı halde, ‘Muhammed aleyhisselam halk ashabını öldürüyor’ sözü yayılmasın diye Allah’ın hükmünü bu konuda tatbik etmemiştir.’’

Onlardan biri şöyle söyledi: ‘‘İşte Resulullah aleyhisselam böylece Kuran’ı Kerim’de sabit olan ‘kazf haddini’ hem münafıkların ve hem de bu iftiranın başı olan Abdullah ibni Ubey ibni Selul’e uygulamamıştır. Resulullah (s.a.v) Müslümanların birliği dağılmasın ve kendisine yönelik Medine’de bir başkaldırı olmasın diye onun riddetini ilan etmekten sakınmıştır. Öyleyse Rabbimiz O’na s.a.v haddi uygulamasını emretti velâkin, O (s.a.v) gördüğü bir maslahattan ötürü bunu uygulamadı.’’

İşte onlar böyle sanıyorlar.

Üzülerek söylüyorum ki bazıları bir hadis uydurmuşlar velâkin ben bu hadisi ne uydurma ne de sahih hadisler kitabında ne de hiçbir şeyde bulamadım. İnternet sitelerinin birisi Mustafa aleyhisselamı müdafaa ediyordu, bu sözü sadece hüsnü zan ile söylediklerini düşünüyorum velâkin hüsnü zan affolunması için yeterli değildir. Resulullah (s.a.v) katli vacip olduktan sonra İbni Ubey’in öldürmesine izin vermedi çünkü ibni Ubey İbni Selul hala kâfirdi. [Bu sözü peygamberimize (s.a.v) isnat ediyorlar.] ‘Ve kâfire de had uygulanmaz’ yani; ‘O iman etmedi ki üzerine riddet hükmü uygulansın’ diyorlardı. İşte bunu Rasulullah (s.a.v) isnat ediyorlar velâkin bu bir hadis değildir, ne sahih ne zayıf ne de hiçbir şey değildir.

Tabi ki kardeşler bu şüpheye, Rasulullah (s.a.v) Allah’ın hadlerinden bir haddi maslahat gereği iptal etmiştir ve şeriatın değerinin maslahatı gereği şeriatı tatbik etmeyerek Allah’ın şeriatından taviz vermiştir şüphesine reddiye olsun diye başlangıç olarak deriz ki: Evet münafıklar sahabeleri alaya aldıklarından dolayı küfre girdiler. ‘‘Eğer onlara soracak olursan, ‘Biz lafa daldık aramızda eğleniyorduk’ derler. De ki; Allah ile Allah’ın ayetleri ile ve Peygamber ile mi alay ediyordunuz?”

İbni Ubey ifk hadisesinde Ayşe validemize iftira atmıştır. Birinci olarak yeterli sayıda şahitlik yapacak kimse yoktu. Bizler biliyoruz ki şeriatımızda eğer Ebu Bekir ve Ömer ve Osman radıyallahu anhum Peygamberimizden (s.a.v) sonra sahabenin içerisinde ki en faziletli üç kişi gelse ve birisinin zina ettiğine dair yemin ederek şahitlik yapsalar, had cezası uygulanır mı? Vallahi had cezası uygulanmaz. Neden çünkü nisap 4’tür (En az 4 şahit olması gerekmektedir). O pis münafıklar, Abdullah ibni Ubey ibni Selul, kendi akranları ve emsali gibi kendisine yakın insanlarla konuşuyordu. Münafıklar bu tür sözleri bir ya da iki kişinin önünde konuşuyorlar sonra Allah’a yemin ederek biz böyle bir şey konuşmadık diyorlardı. Bu sebepten dolayı, Kur’an onların üzerinde şahitken neden had uygulanmıyor denmez. Ve yine Rasulullah (s.a.v) vahiy yoluyla bunlardan haberdardı neden bunlara had uygulanmadı denmez. Çünkü Kuran’ı Kerim isimleri muayyen olarak belirtmedi. Kuran isimleri muayyen olarak belirtmiyor. İkincisi ise bizler insanlara karşı ancak ya suçlarını ikrar etmeleri ile ya da şahitlerin kati bir surette apaçık bir şekilde sabit olmasıyla muamelede bulunabiliriz. Mesela zina suçlamasında 4 şahit olması gerekmektedir. Sonra münafıkların adetlerindendir. Onlar ya en baştan sözlerini inkâr ederler ve bunun örnekleri Kuran’da çoktur; ‘‘Demediklerine dair Allah’a yemin ederler’’, ‘‘Sizleri razı edebilmek için Allah’a yemin ederler’’, ‘‘Allah yolundan saptırmak için yeminlerini kalkan edinirler’’. Onlar küfür kelimesini söylerler ve sonradan da Resulullah’a yemin ederek derler ki: ‘‘Vallahi biz böyle şey demedik’’. Ya da onlar bu sözlerinden sonra pişmanlıklarını ve tövbelerini izhar ederler. Derler ki: ‘‘Ya Resulullah vallahi bizler sadece oyun oynayıp eğleniyorduk ve bizler Allah’a tövbe ediyoruz’’

Buhari’de geçtiği gibi Zeyd İbni Erkam, Abdullah İbni Ubey’in, Resulullah’ın yanındakilere ‘infak etmeyin ve izzetli olan zelil olanı oradan çıkartacaktır’ sözünü (ki bu söz küfür sözüdür)Resulullah’a naklettiğinde kendisiyle birlikte başka hiçbir şahit yoktu ve Zeyd İbni Erkam o dönemde henüz buluğ çağına girmemişti.

Abdullah İbni Ubey geldi ve böyle bir şeyi söylemediğine yönelik yemin etti. Ve dedi ki; “Vallahi ya Rasulullah ben böyle bir şey söylemedim bu küçük bir çocuktur sen bu küçük çocuğu mu dinliyorsun?”

Birinci olarak bu suçlamalar yeterli sayıda şahit ile sabit olmamıştır. Abdullah İbni Ubey söyleyeceği sözü dolaylı olarak söylemişti ve demişti ki onlar birbirinden selametle çıkmamıştır. Açık bir şekilde söylememiştir. Ve hüccet için yetersiz bir sayı önünde söylemiştir.

İkinci olarak münafıklar bu kelimeleri söyledikleri zaman, söylemediklerine yönelik yemin ediyorlar, tövbe edip pişmanlıkta bulunuyorlar ve diyorlar ki; “Biz bir daha bu şeye dönmeyeceğiz”. Allah’ın şeriatına göre bu kişilerin kanı dünyada korunur. İşte bu İslam’ın güzelliklerindendir. İslam zahire göre hükmeder. İslam zahire bakar. Velâkin kim kibrinden dolayı yüz çevirirse onun için elim bir azap vardır.

Üçüncü olarak Rasulullah (s.a.v) içlerindekini bilmiyordu. Rasulullah (s.a.v) önceden Ubey ibni Selul’ün kâfir olduğunu biliyordu ve bu rağmen ona had cezasını tatbik etmedi diyen kişi büyük bir yalan konuşmuştur. Bu kesinlikle caiz değildir. Rasulullah (s.a.v) Abdullah ibni Ubey’in içindekileri bilmiyordu. Bunun delili ise Buhari’de geçtiği gibi Rasulullah (s.a.v) onun için mağfiret dilemeye niyetlenmişti. Abdullah ibni Ubey helak olduğu zaman oğlu Abdullah geldi ve babası için peygamberden (s.a.v) dua talebinde bulundu. Peygamber (s.a.v) dua etmeye ve onun için mağfiret dilemeye niyetlendi çünkü O (s.a.v) Abdullah ibni Ubey ibni Selul’ün içindekileri Allah azze ve celle O’na bildirinceye kadar bilmiyordu.

Rasulullah (s.a.v) kesinlikle müşrikler için mağfiret dilemiyordu. Bu olaydan çok uzun seneler önce bu konudaki ayeti kerime nazil olmuştur.

‘‘Cehennem ehli oldukları açıkça kendilerine belli olduktan sonra, -yakınları da olsalar- Allah’a ortak koşanlar için af dilemek ne Peygambere yaraşır, ne de Müminlere.’’(Tövbe 113)

O kendisini müdafaa eden amcası için bile istiğfarda bulunmamışken, Abdullah ibni Ubey’in kâfir olarak öldüğünü bildiği halde onun için mi istiğfar dileyecek.

Sonra kardeşler işledikleri suçların sabit olduğunu varsayalım. Diyelim ki onlar Ayşe validemize açıkça zina töhmeti attılar ya da çok açık bir küfür sözü ile geldiler.

İbni Teymiyye çok güzel bir ibare zikretmektedir: “Eğer bir suç üzerine Allah’ın hakkı ile insanların hakkı olmak üzere iki hak toplanırsa, dünyevi hüküm olarak insanların hakkına öncelik tanınır. Ve Rasulullah’ın da (s.a.v) affetme hakkı bulunmaktaydı. Yani eğer birisi Müslüman birisini öldürürse, öldürülenin babası kısas talep edebileceği gibi ben bağışladım deme hakkına da sahiptir. Rabbimiz subhanehu ve Teâlâ bu hakkı vermiştir. Bu hak Muhammed aleyhisselama da verilmiştir O (s.a.v) şeriatın hiçbir hükmünü iptal etmemiştir.

Sonra kardeşler vallahi bu sözü söylemek ayıptır deriz. Yani bu söz içerisinde şu manayı barındırmaktadır: Muhammed (s.a.v), Abdullah ibni Ubey’in sevilen bir insan olup ona tabi olanların çokluğunu gördü ve onun bu heybetinden dolayı ona had cezası tatbik etmedi.

O zaman Resulullah s.a.v gidip de haddi kime uyguladı? Miskin olan Maiz’e mi? Ya da miskin olan Gamidiye ye mi? Ya da miskin olan Cuheyni’ye mi? Bu zayıflara had uygulandı da Abdullah ibni Ubey’in bulunduğu makam kendisine had uygulanmasına engel mi oldu?

Mustafa (s.a.v) şöyle demedi mi?:

“Şüphesiz sizden öncekiler, içlerinde itibarlı birisi hırsızlık yaptığı zaman bıraktıkları ve zayıf birisi hırsızlık yaptığında ise kendisine ceza uyguladıkları için helak oldular. Hiç şüphe yok ki ben, nefsimi elinde bulunduran Allah’a yemin ederim ki, eğer Muhammed’in kızı Fatıma (bile) hırsızlık yapsa (onun da) elini keserim.”

Nebi (s.a.v) Fatıma’ya (r.anhe) ve -Fatıma validemizi bundan tenzih ederiz o hırsızlık yapmamıştır- zayıf Müslümanlara had cezasını uygulamak için gidiyor da Abdullah ibni Ubey’e uygulamıyor. Bu sözü söylemek haram ve ayıptır.

Sertliği ile bilinen ibni Hazım el’Endülüsi bu sebepten dolayı şöyle demiştir. Bu sözünde de her ne kadar biraz sertlik olsa da hakkı söylemektedir. Allah kendisine rahmet etsin, demiştir ki : ‘‘Vallahi, Rasulullah (s.a.v) imanı ve cennete girmesi sabit olan faziletli ashabını bile, hat cezası gerektirdiği zaman öldürmüştür.’’ Maiz, Gamidiye ve Cuheyniye buna örnektir.

İbni Hazım devamla der ki: “Yakinen batıl, apaçık bir sapıklık ve tam bir fısk olan hatta bilakis apaçık küfür olan bir şeyde, kişinin şöyle itikat ettiği halde hala kendisini Müslüman zannetmesidir: “Rasulullah (s.a.v) cennet ehli olan faziletli Müslümanları en kötü öldürme yolu olan taşla öldürme ile öldürüyor ki zinanın hükmü budur, sonra mürteddin öldürülmesinde vacip olan şeriatın hükmünü iptal ediyor ve sonra bu da yetmezmiş gibi Rasulullah (s.a.v) ona dua ediyor (!)’’ Yani Nebi (s.a.v) Abdullah ibni Ubey’in tebaasına gösteriş yapmak için ona duacı oldu demek istemekteler. (Allah’ın peygamberini bundan tenzih ederiz.)

Allah subhanehu ve Teâlâ müşriklere istiğfar etmeyi daha önceden nehiy ettiği halde, birisi Rasulullah (s.a.v) yakinen kâfir ve mürtet olduğunu bildiği halde ondan had cezasını kaldırdığını bununla da yetinmeyip onun için istiğfar ettiğini söylerse İbni Hazım böylesi biri için şöyle demektedir:

“Her kim böyle söyler de Rasulullah (s.a.v) bu şekilde taviz verdi diye töhmet altında bırakırsa kâfir ve mürtet olmuştur.’’ (Bu duruma düşmekten Allah’a sığınırız)

Öyleyse kardeşler Allah için soruyorum Rasulullah (s.a.v) her hangi bir şey de taviz vermiş midir?

Rasulullah (s.a.v) taviz vermiş midir?

Uyanık olun ey taviz fakihleri! Uyanık olun ey taviz fakihleri!

Taviz Fıkhı 1. Bölüm

Taviz Fıkhı 2. Bölüm

Taviz Fıkhı 3. Bölüm

Taviz fıkhı: “Maslahat ve Mefsedet Kaidesi”

Taviz fıkhı: “Maslahat ve Mefsedet Kaidesi 2”

 Peygamberlerin Fiillerinden Delil Getirmeleri Birinci Bölüm

Tercüme: Ensar Mescidi

Ümmet-i İslam

BU HABERLER DE VAR!

Dr.Sâmi el-Ureydî: “Arap olmayan Müslümanları Hâricîlerin tuzaklarından kurtarın!”

Şam’ın Fethi Cephesi Şerî’lerinden ve önde gelen isimlerinden Dr. Sami Ureydi’nin “Arap olmayan yabancı Müslümanları aşırıların …

Mehdî (Aleyhisselam)’nin Zuhûrunun Yaklaştığına İşâret Eden Alâmetler

İmanımızın artması için, sabredip ümitvar olmamız, İslam’a ve Müslümanlara hizmette daha heyecanlı ve aktif olmamız …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir