Ebû Muhammed el-Makdisî: “Birleşmeyi engelleyen biz değiliz”

Küresel Cihad menhecinin önemli müdâfiîlerinden Şeyh Ebû Muhammed el-Makdisî’nin Suriye’deki birleşme gündemine dair sözlerini sizlere sunuyoruz:

* * *

Hak menhecden (veya -isimlendirdikleri gibi- ideolojiden) korkarak birleşmeyi engelliyorlar. Bu yüzden birleşmeye karşılar. Biz ise hak menhecden sapmaktan korktuğumuz için birleşmeden endişe ediyoruz. Ama buna rağmen, savunma cihadının şartında gevşek davranıldığını fıkhettiğimiz için birleşmeye karşı çıkmadık.

Dine, cana ve ırza saldıranları def etmek icin facirlerle bile olsa cihad etmek caizdir. Bu yüzden birleşmeye itiraz etmedik. Ve dedik ki: “Allah (Subhanallahi ve Teâlâ) cihadı hilecilerin tuzaklarından koruması için duadan başka birşeye sahip değiliz.”

Şam şahit olsun ki, eğer birleşmeyi bozacak kimse olursa o bizden başkasıdır.

Küresel Analiz

BU HABERLER DE VAR!

Dr.Eymen Zevâhirî: “Allah’tan başkasına boyun eğmeyiz!”

El-Kaide hareketi lideri Dr.Eymen ez-Zevâhirî’nin “Muzaffer Ümmete Kısa Risaleler” başlıklı serisinin 5.bölümü Türkçe’ye çevrildi. Sosyal …

Dr.Eymen Zevâhirî: “Osmanlı Hilafeti’nden sonraki ilk İslam Emirliği Tâliban’dır”

El Kaide lideri Dr.Eymen ez-Zevâhirî, Taliban’ın yeni emiri Hibetullah Ahundzade’ye biat ettiğini açıkladı. El Kaide’nin …

3 Yorum

  1. Haluk GÜNDOĞAN

    Şeyh Makdisi’den Erdoğan yanlısı demokrasiye meyledenlere önemli bir uyarı!

    22 Temmuz 2016

    Şeyh Makdisi’ye gündeme dair sorulan ve günümüzde çokça tartışmalara yer açan 5 gün önce sorulan bir soruya verdiği cevabı sizler için çevirdik:

    * * *

    Şeyh Makdisi’ye soruldu: “Önce hangisi gelmektedir: Mültecilere yardımda aceleci olmak ve Şam ehline savaşlarında yardımcı olmak mı, yoksa halkın dinindeki fitneye karşı savaşmak ve Erdoğanist sekülerizmin yayılması, mücahidlere ve halkın akidesini ve şerefini koruyan gruplara karşı müşriklerle ittifaklar yapanlara yardımda aceleci olmak mı? Yahut bu mesele hakkında elde farklı bir görüş mevcut mudur? Bize cevap ver ve bizi cevabınla rahatlat ey Şeyh, Allah seni mübarek kılsın.”

    Şeyh Makdisi’nin (Allah onu yüceltsin) cevabı:

    “Hamd Allah’a ve salat ve selam da onun elçisinedir. Bu soru, cevaplandırmak uzun tefekkürler ve kanıtlar gerektiren bir soru değildir. Allah subhanehu ve teala zaten bunun cevabını Kur’an’da açıkça şu ayette vermiştir: “Fitne ölümden daha şerlidir” (Bakara 191) ve “ Fitne ölümden daha büyüktür” (Bakara 217)

    Nebi Aleyhisselam da kendisine şu soru sorulunca cevabı vermiştir ‘En büyük günah hangisidir?’ Dedi ki: ‘Allah seni yaratmışken senin ona şirk koşmandır’. Allah’ın bu konuyu gerek ayetlerle gerekse Nebisinin dilinden hadislerle açıkça beyan etmesi ile Müminlere bu hükmü kabul etmekten başka bir seçenek kalmamıştır. Her kim Allah’ın ve Resulünün hükmüne asilik ederse, Allah’a teslim olmaz ve onun hükümlerinin adaleti ve doğruluğu hakkında şüphelere gark olursa o kimse Müslüman değildir.

    Allah subhane ve teala der ki: “Allah ve Resûlü bir iş hakkında hüküm verdikleri zaman, hiçbir mü’min erkek ve hiçbir mü’min kadın için kendi işleri konusunda tercih kullanma hakları yoktur.” (Ahzab 36)

    Ve yine der ki: “Hayır! Rabbine andolsun ki onlar, aralarında çıkan çekişmeli işlerde seni hakem yapıp, sonra da verdiğin hükme, içlerinde hiçbir sıkıntı duymaksızın, tam bir teslimiyetle boyun eğmedikçe iman etmiş olmazlar (Nisa 65)

    Allah’ın Casiye suresi 6. Ayette buyurduğu gibi: “İşte bunlar, Allah’ın âyetleridir. Onları sana gerçek olarak okuyoruz. Artık Allah’tan ve O’nun âyetlerinden sonra hangi söze inanacaklar?”

    Bir muvahhid asla kendisini Kitap ve Sünnetin hükümlerine teslim etmemiş kimselerle tartışmamalı ve onlara Kur’an ve Sünnetten başka deliller de sunmamalıdır.

    Her kim ki Allah’ın ve Resulünün kararlarını yeterli bulmaz ise

    Allah da onun belalarını onun için yeterli bulmasın

    (İbn Kayyım şiiri)

    Buna dayanarak hiçbir alim Tevhidin ikamesinin, Allah’ın şeriatinin ve Tevhid dostlarının yönetiminin hükmetmesinin mültecileri kabul etmek ve Şam’a yardımcı olup onlarla ilgilenmekten daha azim bir iş olduğu konusunda tefrikaya düşmemelidir. Bu öyle bir azim davadır ki kendisi dışındaki tüm davalardan daha önemli bir yere sahiptir. Benzer bir şekilde müşriklik, Allah’ın haricinde herhangi bir ilahı rab kabul etmek, Allah’ın kanunları dışında bir hükümle yönetim sürmek, insanların tevhid ve şeriat dışına bir yola sapmalarına sebebiyet vermek, kendi kurallarını koyan rablerini takip ettirmek, sekülerliği kabul edip bunu yaymaya teşebbüs etmek, mücahidlere karşı müşrikleri veli edinmek, Allah dışında bir rabbe itaat etmenin getireceği yozlaşmışlık ve bunun sonucu yeryüzünde mevcut olabilecek en büyük yozlaşmadır.

    Birazcık aklı olan hiç kimse bu konuda da tefrikaya düşmez. Ancak aklı ve anlayışı olmayan çokları ise bunu kabul edemediler. Bunun başlıca sebebi ise Tevhid’in köşetaşlarının silinmiş olmasıdır.Kalpler onu artık arzulamamakta ve onla sıkı bağlar kurmamaktadır. Bugünlerde insanların Erdoğan yanlısı sekülerizmden büyülenmesi ile birlikte sadece avamdan değil, akademisyenlerden de hayret edilecek şeyleri duymaya ve görmeye başladık.

    Eğer onlar kendilerinin seçilmiş ve üstün olan dinlerinin özünü mümtaz ve prensiplerini mümtaz alimlerinin büyük davayı büyük yozlaşmadan ayrıştırdığı şekliyle yeterince kavramış olsalardı, bugün onlar dini yok eden ve Tevhidle uyuşmayan tarafta yer almazlardı.

    Gözleri kamaşmış olanlar demokrasiyi ve sözde “İslami Sekülerizmi” (!) savunmaya başladıklarını ve Şeriatı denklemden çıkarmak, ondan sakınmak ve yok olmasını kolaylaştırmak adına demokrasiyi artık ne büyük ne de küçük şirk olarak görmeye başladıklarını duymaya başladık. Bu onlar için artık meşru ve izin verilen bir politika aracı, bir bilgelik davranışı, zeka, medenilik ve açıkgözlülük göstergesi haline geldi.

    “Gerçekten de gözler kör olmaz ama gönüllerdeki can gözleri körleşir.” (Hac 46)

    Onlardan çokları ayrıca seküler yönetimi desteklemeye, Müslümanlara karşı onların baskıcı ordusunu desteklemeye, Müslümanlara karşı Tağut’un savaş uçakları ve topları altında savaşmaya ve onları “hariciler” olarak etiketlemeye başladılar. Bu sadece IŞİD’le ilgili değildir. Yakında bu hareketle Nusret Cephesi ve onları destekleyenlerin projelerine karşı duran herkese uygulanacaktır.

    Eğer yaşarsan acayiplikler göreceksin kalbinin hala hayatta olduğunu ve efsunlanmadığını bileceksin. Çünkü bir kez birinin kalbi öldüğü zaman, bundan sonra artık hidayet bulamaz, meğer ki ona delillerle bile gelmiş olsan…

    Bu , büyük fitne dalgaları arasında kalan az sayıdaki mümini müslümanları davet ettikleri haktan mülhid olmaya itmemelidir. Müminler gerek fitneye düşen kimselerin sayısının çokluğundan yahut onların rütbe ve isimlerinden dolayı fitneye düşmemelidirler. Bu Allah’ın Hakk yolundaki insanları arındırmadaki, onları batıl ehlinden ayırmadaki ve onların saflarını düzeltmedeki hikmetindendir.

    Fakat helâk olanın, apaçık bir delil görerek helâk olması, diri kalanın da gene apaçık bir delil görerek diri kalması için Allah, olacak bir işi yerine getirmek üzere bunu böyle yaptı ve şüphe yok ki Allah, mutlaka her şeyi duyar, bilir (Enfal 42)

    “Allah, pisi temizden ayırıncaya kadar mü’minleri içinde bulunduğunuz şu durumda bırakacak değildir.” (Ali İmran 179)

    Eğer Allah yeryüzüne bizleri temizlemek için fitneler indirmese idi tüm dünya mümin olur ve tek bir hizb olurdu. Ancak Allah adaleti gereği tevhidi seçenlerle ondan vazgeçenleri ayırmayı diledi. Öyleyse Allah’a hamd et ey Muvahhid! Öyle ki Allah Allah onca ahzab arasından seni Tevhidi destekleyenlerden kıldı. Bu, Vallahi, Allah’ın senin üzerindeki en büyük nimetlerinden biridir.

    Allah, kendisine yardım edene mutlaka yardım eder; şüphe yok ki Allah, kuvvetlidir, üstündür. (Hacc 40)

    Ve tüm övgüler Alemlerin Rabbi olan Allah’a, salat ve selam da yaratılmışların en şereflisine, resul ve nebilerin önderine olsun.

    Ebu Muhammed el-Makdisi

    Tercüman: Seyfullah Ömer

    Küresel Analiz / Özel Haber

  2. Haluk GÜNDOĞAN

    OSMANLININ SON ŞEYH-ÜL İSLAM’I MUSTAFA SABRİ EFENDİ VE FETVASI:

    ((( FETVA))) Derleyen ve Yayınlayan: Haluk GÜNDOĞAN:

    Şayet devlet İslam çizgisinden çıkarak dinin emirlerine itaat etmek

    hükümetin işi değildir, bu ancak ümmetin işidir denilirse bu durum

    dini devletten ayırmaktır. Böyle bir durumda devlet İslamdan ”İRTİDAT” etmiştir.

    Şayet ümmet böyle bir hükümetten razı olursa veya hükümet parlamentodan

    oluşacaksa ve toplumun vekaletini alarak kanun yapacaksa

    yani ümmet hükümetten razı olma durumunda ise ümmet de ”MÜRDET” olur.

    Bu durumda hem o hükümetin hem de o ümmetin üzerine şu ayet tatbik edilir.

    “Allah ın indirdiği ile hükmetmeyenler… İşte onlar kafirlerin ta kendileridir.”(maide)

    Laiklik ilkesini kabul eden bir siyasi rejim İslam hükümlerine başkaldırmış demektir.
    Dolayısı ile öncelikle bu hükümet ”İRTİDAT” etmiş,

    sonra da bu idareye itaat edenler tek tek ”MÜRDETLEŞMİŞLERDİR”. Siyasi idarede-

    görev alanlar tek tek ”MÜRDET” hükmünü aldıkları (İslam dininden çıktıkları)-

    gibi bu hükümete itaat eden kitlelerde irtidada düşmüş olurlar.

    Bu kestirmeden toplu ”KÜFRE” giriş kadar daha korkunç bir olay tasavvur edilemez.

    Birimiz fert olarak İslamın her hangi bir hükmünü kabul etmediğimiz,-

    dinin sultasını reddettiğimiz, helal ve haramdan, emir ve nehiyden-

    birini inkar ettiğimiz takdirde ”KÜFRE” girmiş oluruz.

    Peki toptan Allah ın sultasını, emir ve nehiylerini, helal ve harama ilişkin-

    ölçülerini reddeden ve dolayısı ile ”KAFİR” olduğu şüphe götürmeyen-

    bir idarenin üyeleri hakkındaki hükmünüz ne olacaktır?

    Cevap Yalnızca ”MÜRDET” ve ”KAFİR” olmak değil midir?

    (Mustafa Sabri Efendi, Mevkıfül Akıl…. 4/280)

  3. Haluk GÜNDOĞAN

    OSMANLININ SON ŞEYH-ÜL İSLAM’I MUSTAFA SABRİ EFENDİ VE FETVASI:

    ((( FETVA))) Derleyen ve Yayınlayan: Haluk GÜNDOĞAN:

    Şayet devlet İslam çizgisinden çıkarak dinin emirlerine itaat etmek

    hükümetin işi değildir, bu ancak ümmetin işidir denilirse bu durum

    dini devletten ayırmaktır. Böyle bir durumda devlet İslamdan ”İRTİDAT” etmiştir.

    Şayet ümmet böyle bir hükümetten razı olursa veya hükümet parlamentodan

    oluşacaksa ve toplumun vekaletini alarak kanun yapacaksa

    yani ümmet hükümetten razı olma durumunda ise ümmet de ”MÜRDET” olur.

    Bu durumda hem o hükümetin hem de o ümmetin üzerine şu ayet tatbik edilir.

    “Allah ın indirdiği ile hükmetmeyenler… İşte onlar kafirlerin ta kendileridir.”(maide)

    Laiklik ilkesini kabul eden bir siyasi rejim İslam hükümlerine başkaldırmış demektir.
    Dolayısı ile öncelikle bu hükümet ”İRTİDAT” etmiş,

    sonra da bu idareye itaat edenler tek tek ”MÜRDETLEŞMİŞLERDİR”. Siyasi idarede-

    görev alanlar tek tek ”MÜRDET” hükmünü aldıkları (İslam dininden çıktıkları)-

    gibi bu hükümete itaat eden kitlelerde irtidada düşmüş olurlar.

    Bu kestirmeden toplu ”KÜFRE” giriş kadar daha korkunç bir olay tasavvur edilemez.

    Birimiz fert olarak İslamın her hangi bir hükmünü kabul etmediğimiz,-

    dinin sultasını reddettiğimiz, helal ve haramdan, emir ve nehiyden-

    birini inkar ettiğimiz takdirde ”KÜFRE” girmiş oluruz.

    Peki toptan Allah ın sultasını, emir ve nehiylerini, helal ve harama ilişkin-

    ölçülerini reddeden ve dolayısı ile ”KAFİR” olduğu şüphe götürmeyen-

    bir idarenin üyeleri hakkındaki hükmünüz ne olacaktır?

    Cevap Yalnızca ”MÜRDET” ve ”KAFİR” olmak değil midir?

    (Mustafa Sabri Efendi, Mevkıfül Akıl…. 4/280)

    HALUK (TMT) Co Admin and Baş yargıç http://www.turkish-warrior.org:
    Nick=AKINCI (ALP.ER.TUNGA@hotmail.com) and http://www.cyber-warrior.org/

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir