Erdoğan Bizim Düşmanımız mı?

tayyip-erdoganEbu Talib ile Ebu Cehil arasındaki farkı temyiz edemeyen harici ve bedevilere..

Burada hiçbir kulu Allah’a karşı temize çıkartmak niyetimiz ve çabamız yoktur. Lakin feraset basiret sahibi bir müslüman, Adetullah’a ve Sünnet-i Resulullah’a riayet etmelidir.

Nasıl ki iman derece derece ve Müslümanlar arasında çeşitli farklar vardır.. Küfür ve küfür ehli için de bu durum söz konusudur.. Nasıl ki Sıddık, Şehid  ve Salih müslümanlarla Vasat olanlar, ve hepsi ile de Fasık veya Bidatçi olanlar bir değilse..

Aynı şekilde Ebu Cehil gibi şerir “tağut”larla aynı “parlemento”da aynı meclis-i Mekke’de Darun Nedve’de tesiri ve bir yeri bulunan Ebu Talib de bir değildir. Ebu Talib ve o gibiler ehveni şerirdir. Ayrıca İslam Devleti veya onun olmadığı yerde Harb emirlerinin anlaşma yaptığı, yahut eman verdiği kafirlerle sair harbiler bir değildir. Zımmilerin durumu da farklıdır..

 

“..Semavi Kitab ehli olmaları sebebiyle, Müslümanlar Rumlar’ın (Roma) İranlılar’ı (Pers-Sasani) yenmesini istiyorlardı. Mekke müşrikleri de sırf İranlılar put peresttir diye İranlılar’ın Rumlar’ı yenmesini istiyor­lardı..”

(Tirmizî Tefsir 3245; Müsned 1/276-304; Beyhakî Delâil 2/330; Ebû Nuaym Delâi! 2/125; Hakim Müstedrek 2/410; Tahâvi Müşkilü’l Asar 2/91, 4/124; Taberi Tefsir 21/16 Rum suresi tefsiri Nesâi b. Kübrâ H. no 11389)

Bu ayet ve hadislerin tefsiri ve şerhleri tafsilatlıdır alakalı kaynaklara bakılabilir. Lakin şu çok nettir ki, sahabeler bir kafirin diğer daha şerir olan kafiri yenmesini, daha doğrusu şerir olanın “yenilmesi”ni canı gönülden arzuluyorlardı.. O günde gidip haşa küfür ordusu olan Roma’nın sancağı altında savaşmıyorlardı, lakin dilleri ile uzaktan da olsa gıyaben de olsa İran’lıların aleyhinde ve yani onlar üzerinden Mekke müşrikleri aleyhinde tartışıyor veya iddialaşıyor ve bu psikolojik savaşta bir şekilde yer alıyorlardı.. Bizim nette veya günlük sohbetlerde vs doğrudan Erdoğan’ı Mursi’yi vs övmemekle meşrulaştırmamakla beraber, muhaliflerinin Gülenistler ve Chp vs aleyhinde ve onların kirlilerini sayıp onları yıpratıcı şeyler yapmamız da bu kabildendir..

Ayrıca, Rum Suresi’ndeki ayette geçen “O gün müminler sevinirler” cümlesindeki sevinç, rivayetlere göre Bedir veya Hudeybiye sevinci olmakla birlikte, evet asıl sevinç kaynağı elbette bu “kendi” zaferimiz olmakla birlikte bazı rivayetlerde hem buna hem de İran’lıların yenilmesine de sevinildiği geçmektedir.. Bilmem anlatabildik mi.. Küfür saflarında yer alınmaz, kazanç kendi kazancımızsa “zafer”dir, savaş kendi savaşımızsa “cihad”dır ve ölen “şehid”dir.. Ama bir eşedd kafir diğerine mağlub olursa da sevinme hakkımız vardır. Onun, küfrün sancağı altına girmeyiz, lakin eşedd olanına karşı zaferine bazı seviniriz de..

 

“Umulur ki, Kıyamet günü şefaatim ona (Ebu Talib’e) fayda eder de, böylece ateşten, topuklarına kadar yükselen sığ bir yere konur, yine de beyni kaynar.”

Buhari, Menakıbu’l-Ensar 40, Rikak 51; Müslim, İman 360, (210).

Ebu Talib bildiğimiz üzere kafir idi. Lakin Ebu Leheb ve Ebu Cehil gibi Müslümanlara hainlik ve düşmanlık eden bir kafir değildi, aksine mert bir adamdı, merhametli ve benzeri bir kısım faziletleri olan bir adamdı. Ver kimse diyemez ki Peygamber Aleyhisselam gündelik hayatında, tavırlarında, nasılsa Ebu Cehil de kafir Ebu Talib de kafir diyerek ikisine de bir muamele yapmış, ikisine de eşit mesafede bir ahlak içinde olmuştur! Küfür tek millettir ve Müslüman küfrün her türüne lanet eder, ama kafirin her çeşidine değil!

Nasıl ki Cuhudi küfür ile Cehli küfür, Sarih küfür ile Mestur küfür, Galiz küfür ile Sağiyr küfür bir değiller, aynı şekilde kafirler de muamelelerimizde aynı değildirler..

Ebu Leheb ve karısı hakkında bizzat ayet inmiş ve lanetlenmişlerken Ebu Talib için böylesi bir hadis söylenmiş.. Bu farka dikkat.. Tamam, amenna, küfür tek millettir, temel taşları yerinden oynatmıyoruz, vela-bera fıkhını haşa teğayyüre yeltenmiyoruz, Hak ve batıl arasında keskin ve kesin bir hat vardır buna riayet ediyoruz. Lakin Adetullah ve Sünnet-i Resul bize şu fıkhı da vermiştir, her kafir bir derecede değildir, ve her kafire aynı muamele yapılmaz. Bu, hadisten anladığımıza göre Ahirette bile böyle iken Dünya’da, ahlakta üslupta nasıl böyle olmasın?..

 

“..Habeşliler size dokunmadıkça siz de onlara dokunmayın. Türkler size bir şey yapmadıkça sizde onlara dokunmayın.”

(Nesai , Cihad, Bab 42, hadis no: 3125; Ahmed bin Hanbel, Musned, 21262)

Bu hadis hakkında alimlerimiz ne demişse tabiyiz. Lakin şu da tefekkür edilmelidir ki; Habeşistan Müslümanlara kucak açan Necaşi’nin memleketidir.. Yani onun vefatında gıyabi cenaze namazını da kılmıştır Resulullah Aleyhisselam.. Ve lakin hadis Hendek savaşı evvelinde Hendekler kazılırken söylenmiştir ve atide vuku bulacak bazı şeyleri ihbar etmiştir Peygamber Aleyhisselam, ve o bahsin sonunda bu sözü söylemiştir.. Yani Necaşi ölmüş gitmiş olduğu halde, bir sonraki veya daha sonraki kralların, ve pek tabi bir “tağut” olan hükümdarların ülkesine savaş açmayı men ediyor, ta ki onlar vurana dek..

Burada bellidir ki bir vefa borcu var, Allahu A’lem.. Orada yaşayan Necaşi sülalesine veya sair faydası olmuş Hıristiyan da olsa bazı Habeşli kişilere ve soyuna sopuna bir vefa borcu var.. Allahu A’lem..

Ha, bazıları da, Habeş memleketlerinin Cezire’ye uzak olduğu ve arada çöller ve sular olması gibi bir zorluğa da dikkat çekip hadiseyi stratejik açıdan değerlendirmişlerdir..

Hakeza Türkler ne alaka diye merak olunsa, bazıları hem savaşçı bir kavimdirler hem de soğuk ve uzak memleketlerdir Turan illeri, oraların fethi öncelenmemelidir, çok kayıp veririz diye, evveliyatla Roma Pers vs öncelenmelidir manasını çıkartmıştır, ki gayet makuldür.

Zaten Arz’ın en şerir tağutu olan Roma ve Sasani-Pers varken nisbeten çok daha mert bazı ahlaka sahip olan cahiliyye Türkleri ve benzeri kavimler de öncelenmemiştir fütuhatlarda.. Bu günde bile, mesela hala az da olsa var olan Kızılderili veya bazı Afrika ve Latin Amerika veya Asya halkları veya Japonlar vs, bazı merdane huyları olan kafirlerle veya mazlum mustazaf kafirler olan bu türden kavimlerle cihadı evveliyatla yapmayıp, daha şerir ve daha güçlü baş tağutlarla cihadın ehemm olduğunu kabul ederiz..

Bakın İşte İslam’da böylesi bir strateji vardır.. Bazen vefa borcu, bazen stratejik bir hesap bir takım faydalar, maslahat mefsedet meselesi ışık tutmuştur bazı muamelelere..

 

“Eğer, baban Mut’im hayatta olsaydı ve şu adamlar hakkında ricada bulunsaydı, şüphesiz, ben, onları Mut’im’e bağışlardım!”

(Buharî, Sahih, c. 4, s. 83)

Resulullah Aleyhisselam Taif’de kabul görmediği ve çeşitli eza ve cefalara maruz kaldığında tekrar Mekke’ye döner. Yolculuk bitip de Mekke’ye gireceği zaman Mut’im Bin Adiyy isimli müşrikten eman talebinde bulunur. O devirde o günkü aşiretçi kavimlerde eman verilen birisine saldırmak o kişi ve aşiretine saldırmak sayılırdı, ki çok merdane bir örftür hala daha laikliğin ve emperyalizmin tam giremediği bir çok kavimde ve beldede mevcuttur bu töre. Esasen bellidir ki, Ebu Talib’in ölümünden sonra iyice azıtan müşrikler bir tür ‘vur emri’ almıştılar, yani bu günkü hukuki terimlerle ifade edilecek olursa; yasal olarak görüldüğü yerde hakaret veya çeşitli saldırılar yapılabilecekti. Ama eman alındığında durum değişiyordu. Artık yasal saldırı olmayacak ve o tağuti yasalara törelere göre vuran suçlu sayılacak veya sonucuna katlanacaktı, yani tabii-yasal olarak karşısına eman veren kişinin aşiretini almış sayılacaktı!..

İşte bu ahval içinde adam mert çıkar ve koca Mekke’yi karşısına alırcasına eman verir. Ve o adam seneler sonra, ölüp gitmiştir yazık ki müşrik olarak; Bedir savaşı akabinde esirlerin fidye vs durumu için Mekke tarafından gönderilen elçi bu Mut’im Bin Adiyy’in oğlu Cübeyr’dir. Ve Resulullah Aleyhisselam yukarıda naklettiğimiz kelamı eder. Subhanallah! İşte insanı kamil budur! İşte ahlak fazilet, mertlik, vefa, kadirşinastlık, adamlık budur! Mutim hayatta olsa da o elçi olsaydı, o rica etseydi esirler için, fidyesiz takassız tamamını serbest bırakırdı! Seneler geçti ama Resulullah Aleyhisselam onun o büyük iyiliğini hiç unutmadı! Tüm kör ve nankör ruhlulara ders olsun! Vefasızlara ders olsun!

Şimdi dönelim Erdoğan bahsine.. Başörtü meselesi, Kuran kursları, Suriye-Filistin-Mısır-Myanmar vs bir çok İslam memleketinin mazlum Müslüman ahalisi için neler yaptığını hepimiz gördük.. Bir çok faydası oldu Müslümanlara. Üstelik “iktidarsız iktidar” olduğu, eli kolu bir çok cihetten bağlı olduğu halde bunları yapabildiği kadarıyla yapmaya çalıştığını biliyoruz. Burası bir monarşi mutlakıyet ülkesi değil, İngiliz köpeği Suudi kralı gibi, her şey eli ile dili arasındaki bir sözüne bir hareketine bakar bir yetkisi de yok! Kuvvetler ayrılığı ilkesi olan, tağuti anayasası, meclisi ve bir takım muhalif ve azılı din düşmanı partiler (CHP, MHP, BDP ve diğerleri) ve Fetullah Gülen Cemaati gibi ahtapot misali her yerde kolu olan bir şerir ihanet çetesi, ve BM ve Amerika Avrupa, ve Rusya ve Çin ve Safevi İran ve yandaşları, ve daha nice küfürde en galiz en sarih en şerir olanlar hepsi cem olmuş üstüne gelmekteler. Buna rağmen bazı faydaları olabildi Müslümanlara. İt bile kendisine sopa atanla su vereni ayağındaki dikeni çıkartanı bilir temyiz eder, biz elbette bileceğiz!

Lakin biz kurduz, it gibi, çanağını yaladıklarının borusunu ötenlerden olmadık olmayız biiznillah. Ve biz kimsenin çanağından nemalanmıyoruz, ama ayağımızdaki dikeni çıkartmıştır Erdoğan. O da savcı-yargıç-polis üçgeniyle olur olmaz şafak operasyonları ve saçma sapan bahanelerle verilen bazı cezalar vs ile daima üstümüze gelen Gülenist çetedir! Ve mertçe hakkını vermek lazımdır:

Erdoğan bazı cihetlerden Ebu Talib veya Mu’tim Bin Atiy gibidir;

 

Diğerleri ise Ebu Cehil, Ebu Leheb ve İbni Selül, Samiri ve Belam, Amon Rahipleri, Firavun, Nemrud, Şeddad, Pavlus, Hulagü, ve Tusi gibidirler..”

Biz hepsine eşit mesafede değiliz olamayız da! Küfür bellidir İslam bellidir. Şeriat-ı Muhammedi ile hükmetmeyen her idareci tağut hükmündedir. Lakin yukarıda bazı misaller verdim başka da misaller vardır verilebilecek; Şeriatullah, Fıtrat-Adetullah ve Sünnet gereği kafirler arasında bir ayrım yapmak durumundayız.

Bu günde de şu barizdir ki Erdoğan bizim düşmanımız değildir. Onu ve onun hatırına binaen onun idare ettiği memleketi ayrı bir yere koymamız gerekir, muamelelerimiz diğerlerine olandan farklı olmalıdır..

Zaten küresel cihad cemaatleri bile, bir çok islam memleketinde yerli veya yabancı küffara saldırılar yaparlarken Türkiye’ye has bir tür tek taraflı eylemsizlik kararı bir tür emanları var, uzun seneler de böyle sürmesi bekleniyor. Bunda hem öteden beri Osmanlı bakiyesi olması hasebiyle bir vefa hissi olduğu gibi, bu ülkedeki kadar devrim ve asimilasyonun hiçbir islam beldesinde yapılmadığı ve halkın alimsiz emirsiz ve de yokluk içinde zaruretle bırakılıp perişan edildiği ve yani ecdadının yoluna dönmesi için uzun bir tebliğ davet ve toparlanma süreci gerektiği de etkilidir..

O kadar “Demokrasi bir dindir” diye kitapları basılan ve bu kitaplardaki mutlak ifadelerle muayyen nice şahısların cahil çoluk çocukça tekfir edildiği Cihadi Alim Şeyh Makdisi bile Ihvan’a yapılan darbe ve katliamlarda çıkıp, Sisi ve çevresinin Mursi’nin ayaklarının kiri bile olamayacağını söyledi! O kadar sevdiğimiz saydığımız Taliban Emirliği çıktı kınadı darbeyi. Ve daha başka tepkiler oldu Sisi tağutuna, ve Ihvan’a sahip çıkıldı. Hatta Mursi’ye..

Haddi zatında dünyada tek alim de Makdisi ve Ebu Katade vs değildir, nice ilim sahibi kimse çeşitli delillerle Erdoğan’ı tekfir bile etmiyorlarken, ki bu ilim sahiplerinin hepsi birden de belam falan değiller, bazısı Müslüman muteber alim fazıl kimselerdir; bizim tekfir edip, oy dahi kullanmayıp ama onu karşımıza da almamamızı kınayacak olan ahmak haricilere yukarıda naklettiğim hadisleri bir kez daha okumalarını tavsiye ediyorum..

 

“..Necaşi İslamı kabul edip Müslüman olmuş, fakat iman ettiğini açıkça ilan etmemiştir. Şöyle ki Necaşi halkının karşısına çıkmadan önce bir kâğıda şunları yazdı:“Şehadet ederim ki Allah’tan başka ibadete layık hiçbir ilah yoktur. Muhammed O’nun kulu ve rasuludur. Ve şehadet ederim ki İsa b. Meryem O’nun kulu, rasulu, ruhu ve Meryem’e ilka ettiği kelimesidir.” Sonra onu sağ omzunun altına, kaftanın içine koydu. Habeşlilerin yanına çıktı. Halkıyla, tahtında kalabilmek için anlaşma yapacaktı. Bu şekilde Necaşi Müslümanlara tebliğ ve diğer çalışmalarını rahatça yürütebilecekleri bir ortam hazırlıyor ve onları müşriklere karşı koruyordu. Burada şartları tek taraflı olarak halk koyuyordu. Necaşi’nin iki seçeneği vardı. Ya onların şartlarını kabul edecek ya da tahtından ayrılacaktı. Yani kendisi herhangi bir şart getiremiyordu. Habeşlilerin yanına çıktı önce halk kendi şartını sundu. Dediler ki: “Sen dinimizden ayrıldın ve İsa’nın bir kul olduğunu söyledin.” Sıra Necaşi’ye geldi. Dedi ki: “Siz İsa hakkında ne diyorsunuz?” Dediler ki: “Diyoruz ki o, Allah’ın oğludur.” Bunun üzerine Necaşi elini göğsüne kaftanının üstüne koyarak: “Şehadet ederim ki İsa bundan başka bir şey değildir.” dedi. Ama bunları yaparken göğsündeki yazılı olanları gizledi. Necaşi bununla yazdığı şeyi kastediyordu. Bunun üzerine onlar Necaşi’nin kendi dediklerini kabul ettiğini zannederek ondan razı oldular ve ondan ayrıldılar. Bu haber Rasulullah’a Aleyhisselam’a ulaştı. Necaşi öldüğü zaman namazını kıldı ve onun için istiğfar etti..”

(Siyeri İbn-i Hişam) 

Bu ve benzeri vakıaları numune olarak kabul eden bazı alimler ve ilim talebeleri Erdoğan’ı, yaptığı ve iktidarsız iktidar sahibi olması hasebiyle (Necaşi gibi)  gücü yetmeyip ama yapma çabasında olduğu bazı iyilikleri de esas alarak tekfir etmemektedirler. Necaşi’nin de “tağuti” hükümleri icra eden bir devletin başındaki kral olarak yaşayıp, imanını gizleye gizleye vefat ettiğini söyleyerek emsal sayıyor ve Erdoğan’ı tekfir etmiyorlar.. Mesele bu denli çetrefil ve ihtilaf içine girmiştir. Biz onu tekfir ediyor lakin, tekfir etmeyenleri tekfir etmiyoruz. Ve Erdoğan’ı da Ebu Talib’e  ve Mut’im Bin Adiyy’e benzetiyoruz..

Şu günde Erdoğan aleyhinde, yersiz ve gereksiz hiçbir söz ve eylem yapılmamalıdır. CHP ve MHP ve BDP ve Gülenist şer odaklarının ekmeğine yağ sürmemeli; Hatta meşru bazı işlerinde yardım edilmelidir. İçki ile, Fuhşiyatla veya Uyuşturucu ve Bonzai ile olan mücadelesi gibi..

Umuman o makam tuğyan olduğu yine anlatılmalıdır, lakin hususan şahsına bir saldırıda bulunulmamalıdır. Ayrıca, AKP ve Ihvan gibi parti ve camiaların fikriyat veya icraatı küfürse de tabanı pek çoğu itibarıyla cehaletini mazeret kabul ettiğimiz gafil de olsa bizim insanımızdır müslümanlardır. Bunu da belirtmiş olalım..

Dünyada kendi elli yüz kişilik cemaatinden başka Müslüman yoktur ve olamaz diye inanan harici tekfirci ahmaklara gelince; onlara tavsiyemiz şu linkteki çalışmalara bir göz atsınlar ve ikrah, tevil, cehl, taklid vs meselelerindeki fikirlerini bir kez daha gözden geçirsinler. Tek bir tip ikrah modeli, tek bir tip ve kendi hevalarına göre bir cehalet mazereti modeli ile herkese hükümler geydirenler, linkteki çalışmamızda da vurguladığımız gibi, işe evvela selef ve halef büyüklerinden başlamaları gerekecek demektir..

http://www.adaletterazisi.com/harici-zindiklara-kisa-bir-ders/

Levent KADIZADE

Adaletterazisi.com

BU HABERLER DE VAR!

Türkiye – Sünnîlik ilişkisi üzerine

Türkiye’nin öncü rol oynamasını istemeyenler Türkiye ile dünya Müslümanlarını buluşturan aidiyeti hedef almaktalar. Ülkemizde farklı …

‘Ayıp, Günah ve de Hukuksuz’

Özgür-Der Genel Başkanı Rıdvan Kaya, devletin resmi kurumu Anadolu Ajansı’nın yaptığı tamamen sansasyonel ve algı …

16 Yorum

  1. Bu guzel yazi ve delillerine, zikretmis oldugun tekfir etmeyen bir cok alimlere tabi olup tekfir etmemeyi tercih etseydin belki daha hayirli olurdu. bu sekilde hicbir zaman insanliga merhem olamayacagiz. Tekfirin kasveti daima bir leke gibi duracak hayatimizda. O leke harici ürünlerini uretmeye devam edecek. Biz harici degiliz ama ortada su gercek var menba kaynak biziz. Tekfirsiz bir hayat modelini savunan ahmaklardan degilim. Ama turkiyede veya islam aleminin herhangi bir yerinde tekfircilik oynayan, gozleri donmus, kudurmus, agzindan salyalar akan, seytanlarin cadir kurmus oldugu zihniyetin oyuncagi olmayida istemem. Bu guzel yazi icin teşekkür ler

  2. ahmet kardeşim-abim, maalesef ki bizim bazı kesimler üretip üretip salıyor piyasaya havaric’i, sonra da vaveyla ediyor duruyor.. şu linkteki yazımızda buna değinip asıl sıkıntıya parmak basmak gerektiğini vurguladık. bataklık gibi bazılarımız, sinek bizden ürüyor, ama sonra da yok biz öyle değiliz de şöyleyiz de diye düzeltmelere gidiyoruz. yani bazı alimlerimiz abilerimiz bunu yapıyor.. “nasıl bir selefilik” sualinin cevabında gizli hepsi ama kimse ona temas edemiyor, sebebi de, büyük büyük alimlerimizin bile, aynaya bakmıyor olması, baksa ne fayda ki, gözündeki, camının hamurunda necit kumu da karışmış olan gözlükleri çıkartmadan bu hakikati göremeyecekler..

    http://www.adaletterazisi.com/ya-devlet-basa-ya-kuzgun-lese/

  3. levent kardeş çok faydalı bir yazı.. bir sorum olacak size .Muasır muteber alimlerimiz arasında erdoğanı tekfir eden birini biliyormusunuz..

  4. bu arada yazınız için bende teşekkür ederim Allah razı olsun..

  5. Selef-i Salihine ittiba ettiklerini ve onların yolundan gittiklerini iddia etme cüretinde bulunan selefiliğin nasıllığından/keyfiyetinden evvel “Neden Selefilik” sorusu mercek altına alınmalıdır. Selefilik sizce çözüm müdür? Kurmuş olduğumuz, inşa etmiş olduğumuz selefiyye dünyası hayalden öteye yol bulamamaktadır. Sadece hayalini yaşayıp yaşayıp kendimizi, nefsimizi hatta vicdanımızı tatmin etmeye çalışıyoruz. Kitaplar, makaleler, risaleler yazıyoruz dersler, sohbetler, konferanslar ve sunumlar hazırlıyoruz. Ama bu çalışmalarımız, çabamız gerçek dünya ile buluşmuyor/buluşamıyor. Dünyaya, hayata, insanlığa bir şey sunamıyor oluşumuz sizinde dikkatinizi çekmiştir. Çağı zamanı okuyamıyoruz hiçbir şeye çözüm olamıyoruz. Kavgalarımız, gruplarımız, fırkalarımız artıyor nihayetinde tekfir, tefsik ve tefcirimiz artıyor. Hep birilerine bağırıp çağırma, kavga üzerine inşa ettiğimiz bir din yaşadığımızı ne zaman farkedeceğiz. İlkelerimiz, öncüllerimiz çok asabi. Acı ama biz kendi aramızda yapmış olduğumuz kavgalardan besleniyoruz. Hayallerimiz, hayalperest oluşumuz buhranlarımızı, bunalımlarımızı artırıyor. Çözümsüzlüğümüz artıyor. Bulaşıcı bir hastalığa dönüştük malesef. Bulaşıyoruz, yayılıyoruz. kaybediyoruz kayboluyoruz. Selef-i Salihinin yolunu kim tenkid edebilir ki? Ancak selefilerin bu yolda olma argümanları tenkid edilmelidir. Sorgulanmalıdır. Masaya yatırılmalıdır. Selefi Salihinin yolu selefilerin tekelinden çıkarılmalıdır.

  6. S.a Taassup etmek degil ama….
    İŞİD imtihanı öncesinde Şeyh Makdisiyi (saygı duymak ve hurmet etmekle birlikte) Kaidetul Cihad cemaaatinin çizgisinden daha sert bulur onu tam anlamıyla cihadın ve mücahidlerin müftüsü şeri mercisi olarak görmezdim. Lakin yanlış tanımış yanlış değerlendirmişim. bu hariciierin fitnesi sayesinde anladım ki şeyh sadece mücahidlerin değil butun ummetin en seçkin mercisiimiş. riddet gunlerindeki Ebu bekir (r.a), mihnet gunlerindeki İmam Ahmet (rahimehullah) neyse bugun Şeyh Makdisi ve Şeyh Ebu Katade odur. Ayrıca 40 yıllık cihadın meyvelerini ona ömürlerini harcayan bu şeyhler devşirecek. bahsettigin Alimler kim anlayamadım (Rasulullah bugun yaşasaydı elini Natonun elinin üstüne koyardı diyen kardavi ve emsallerimi yoksa)

  7. adam putinle kafirov la sarmaş dolaş siz hala acaba bu adamı seçim öncesi nasıl göklere cıkarsak diye yazılar düzüyosunuz .Allah İslam Devletindeki Mücahidleri korusun gerçekler geçte olsa ortaya cıkyor taşlar yerine oturuyor.

    • Abdullah Ahmed

      yok siz de kesin bişeyler var yani
      hani aynı hava solunuyor aynı yiyecekler yeniyor ne oluyorsa ortaya bu ürünler çıkıyor(sizin alakasız düşünceler)
      adamın yazdığını okumamışsın sırf Işidi savunmak için yazı yazmışsın garip olan da editörler bu saçma yazıyı yayınlamış

    • Sn.Abdullah;sitemizde yayınlanan makaleler,sadece yazarlarını bağlar.Site yönetiminin/editörlerinin tam görüşünü yansıtmak zorunda değildir

  8. levent akıncı

    abdullah kardeşim, “gerçek”lerden bahsetmişsin. yazımızda bahsettiğimiz hadisler “gerçek”tir.. Ve bu gün itibarıyla, erdoğan için dediklerimiz, yani birazına temas ettiğim bazı icraatları da “gerçek”tir.. ve şeyh makdisi gibi bir alimin bile mursi için sisi onun ayak kiri bile olamaz gibi açıklamalar yapması da (senin fehmin-idrakin-bakışınca “göklere çıkarmak” oluyor galiba bu (?) ) “gerçek”.. hayal olan ne biliyor musun? kendi kurgularımıza kendi mübalağa ve yalanlarımıza kendimiz de inandığımız için göremediğimiz ve ümmete tek ilaç gibi sunulan “vahabi-necdi kurtuluş reçetesi”dir.. Yazılarım da da vurguladım hep, Din sadece İbni Teymiyye rahimehullah üzerine bina olunamaz, o her şeyi bilemez, ve bildiği her şeyi de doğru bilecek yanılmayacak diye bir kaide yok. (kaldı ki , keşke anlasalar onu) 1400 sene alim ulema dolu ümera dolu ve hepsi bizim rehberimiz. Ve zamanımızdan da, tek alim sadece şeyh Makdisi Ebu Katade değiller. Bir çok alim ve emir var. Pakistan medreselerinde Afganda Yemende Mısırda Turkiyede her yerde. Ve bunların sanma ki hepsi hain belam.. Gözümüzdeki at gözlüğünü çıkartmazsak bu bahsettiğim alimlerden başka alim yok sanmaya ve onları dahi, yanlış anlayarak okumaya devam edeceğiz demektir.. Işid’e gelince, ben Işid hakkında da her daim bir yeşil ışık yaktım, yazılarıma bakarsan adalatterazisinde vs, neticede onlar harici de olsa kardeşimiz ve şiilere ve pkk ya yedirmeyiz. Lakin tüm ümera ve ulema muhalif şu anda. tüm mağribden maşrıka cihad taifelerimiz kınadılar ve eleştirdiler. Sence ehli hal vel akd hangi taraf? ya da cumhur veya icma? Bununla birlikte ben ışid hakkında her daim bir ihtimal veririm, neticede küfrü ihaneti görülmedikçe müslümandırlar, ve kafir şia ve pkk ya yem edilmemelidirler. Partici değilim, Işidci de değilim. Lakin iki tarafın da tabanı müslümandır, sapmış da olsa ehli kıbledir. Işid liderleri de müslümandır elbette.. Hülasa, kızsan da öfkelensen de benim fikrim budur. Ve yukarıda yazdığım deliller sadece bir kaç misaldi, başka da deliller vardır. Haddi zatında burada biz, Türkiyede silahlı eylem yapmak, veya ayağımızdaki dikeni çıkartmakta olan (gülenist savcı yargıç ve polisler ve ergenekoncu ulusalcılar vs) Erdoğana hakaret etmek vs şeylerin yanlış olacağını vurgulamak istedik, onu göklere çıkartmak vs durumu yoktur. Tekfir ettiğimizi de belirtmişiz. Ama yazının konusu da budur ki; Ebu Talib ile Ebu Leheb arasındaki fark ve muamelelerimizde olması gereken farklar.. Bilmem anlatabildik mi..

  9. levent akıncı

    Ayrıca, biz oy kullanmıyorsak ve men ediyorsak da, ille de kullanacak olanların erdoğana oy vermesi (daha doğrusu “diğerlerine verilmemesi”) elbette arzulanır. İbni teymiyye rahimehullaha tatarların içki içmesi sorulduğunda, onlar içince ne yapıyorlar diye sorar, onlar içince sızıyor ve şerleri azalıyor yağma cinayet vs den geri duruyorlar denince, o halde onlara ilişmeyin içsinler demesindeki fıkhı fehmi maslahat-mefsedet ruhunu idrak eden bu bahsi de idrak edecek kapasiteye sahiptir demektir..

  10. levent akıncı

    ayrıca, hata da ediyor olabiliriz, o ihtimal her daim mevcuttur, kabul etmekten çekinmeyiz; şu kadar ki; delil getirerek ikna etmen gerekecek demektir..

  11. http://www.ummetislam.org/turkiye-meselelerine-acik-cevaplar-2-bolum.html

    çalışmamızdan aylar sonraki bir beyanatında benzer görüşleri beyan eden şeyh Makdisi’yi de aynı kıstaslarla yargılamak gerekecek..

  12. Selam Hidayet Ehlinedir.
    Allah seni içindeki Erdoğan aşkıyla sevgisiyle haşretsin. Sürekli yazılarında bir AKP sevgisi Erdoğan savgisi ya açıkça belirtiliyor ya da gizliden gizliye aşılanıyor. Ebu Talip miş. Ebu Talip kaç müslümanı hapsetti. Ebu Talip kaç tane koalisyona destek verdi Müslümanlara saldırdı. Ebu Talip kaç kere Cehil ile Leheb ile sarmaş dolaş oldu.

    Ümmetiislam Allah sizide bizide islah etsin. Bu adamın yazılarını ne diye paylaşıyorsunuz doğru hala anlam veremedim. Ne ilmi ne de haber değei olan bu yazının sitenizde ne işi var. Eğer sizde onun gibi iseniz Allah sizide Erdoğanla haşretsin. Yok değilseniz bu yazıları kaldırında size olan hürmetimiz ve sevgimiz devamlı olsun.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir