Dr.Eymen Zevâhirî: “Osmanlı Hilafeti’nden sonraki ilk İslam Emirliği Tâliban’dır”

El Kaide lideri Dr.Eymen ez-Zevâhirî, Taliban’ın yeni emiri Hibetullah Ahundzade’ye biat ettiğini açıkladı. El Kaide’nin yayın organı olan As-Sahab’ta yayınlanan 14 dakikalık mesajda Zevahiri, Hibetullah’a bağlılık yeminini dile getirdi. Açıklamasında müceddid olarak nitelendirdiği Usame bin Ladin’in Afganistan İslam Emirliğine (Taliban) biat ettiğini, kendisinin de bu biatı koruduklarını belirtti.

Taliban’ın kurduğu Afganistan İslam Emirliği’nin Osmanlı Hilafetinden sonraki ilk emirlik olduğunun altını çizen El Kaide lideri Zevahiri şunları söyledi: “Allah-u Teala değerli emirimiz Mevlevi Hibetullah’a, ondan önceki Müminlerin emiri Molla Mansur ve Molla Ömer’e ve İslam Emirliği’ne Komünist Rus çetelerine karşı cihad ile şereflendirdi. Sonra Allahu Teala Osmanlı Hilafetinin düşmesinden sonra ilk İslam Emirliği kurabilmeyi takdir etti. Bunun gibi bir İslam Emirliği daha önce kurulmamıştı.”

Biat etme sebeplerini de açıklayan Zevahiri, “Sizlere Kaşgar’dan Endülüs’e, Kafkasya’dan Somali ve Orta Afrika’ya, Keşmir’den Kudüs’e, Filipinler’den Kabil’e, Buhara ve Semerkand’a kadar gasp edilmiş bütün Müslüman topraklarının son karışına kadar özgürleştirmek için cihad üzere beyat ediyoruz.” dedi.

Dr. Eymen Zevahiri’nin açıklamasını tam metin olarak sizlere sunar:

* * *

Hamd alemlerin Rabbi olan Allah’a dir. Salat ve selam Allah Resülüne, ailesine ve sahabelerine olsun.

Bu sözlerim Müminlerin emiri “Mevlevi Hibetullah”adır (Allah onu korusun). Allah onu hak ile destekledi ve hakkı da onunla destekledi. Onunla dinine, kitabına ve Mümin kullarına zafer kazandırdı. Allah’ın rahmeti bereketi ve selamı üzerinize olsun. Allah’tan, sevdiği ve razı olduğu sizleri, kardeşlerinizi, ordularınızı ve yardımcılarınızı dünya izzeti ve ahireti kazanmada başarılı kılmasını, dünya ve ahirette sizi bütün üzüntü ve kötülükten korumasını diliyorum.

Bizlerin, mücahitlerin, muhacirlerin, Allah yolunda nöbet tutanların ve İslam ümmetinin büyük kaybı, emirimiz Molla Ahtar Mansur’un şehadet haberi bize büyük bir hüzünle ulaştı. Allah ona rahmet eylesin. Allah’tan bizi onunla firdevs cennetlerinde bir araya getirmesini temenni ediyoruz.

Bizler de biliyoruz ki, Molla Aktar Mansur Haçlı çetelerinin gerçekleştirdiği bombardıman sonucu şehit düşene kadar doğru yol üzere Cihad ederek, ribat tutarak, komutan ve mücahidlerin emiri olarak hak yol üzere sebat etti. Her mücahidin ulaşmak istediği o yüksek mertebeye ulaştı… Allah yolunda şehadet mertebesine ulaştı. Bu yüksek mertebeye, Komünist Rus ve yardımcılarına, sonra Haçlı Amerika, müttefikleri ve onların nezdinden gelenlere karşı bir ömür cihad ederek geçirdikten, bizlerin ve onun emiri olan Molla Ömer Rahimehullah ile iyiliği emredip kötülüğü sakındıktan, Afganistan’ı Müslümanlara yönelik kötülük, zulüm, ve fesattan temizlemek için cihad ettikten, bir ömür de İslam Emirliğini, şer ve fesad ehli olan düşmana ve kendilerini doğu ve batıya satanlara karşı desteğinden ve hayatının büyük bir kısmını bizim ve onunda emiri olan Molla Ömer ile birlikte Muhacir ve zayıflıkta olanları korumasından sonra ulaştı.

Herhangi bir Müslümanı bir kafire teslim etmeyi reddedip kendilerine boyun eğdirmek isteyen Haçlılara karşı dağlar gibi dimdik durdular. Kendi canları, malları ve dünyaları dahi gitse Allah’tan başka kimseye boyun eğmeyeceklerini duyurdular. Böylece dünya ve İslam tarihinde gurur duyulacak bir geçmiş geride bıraktılar. Molla Ahtar Mansur hayatı boyunca Kabil’deki işbirlikçi hükümet ile anlaşmayı reddetti ve her fırsatta onun Amerika’nın Müslüman toprakları işgal etmek için kurduğu kukla bir rejim olduğunu dile getirdi.

Allah’u Teala onu cihad, hicret, iyiliği emredip,kötülükten sakındırma, batıl ve ihanetin karşısında sebat etmekle geçirdiği bu uzun yıllardan sonra onu şehit seçti. Allah’tan onu bahsettiği bu kimselerden olmasını diliyoruz:

“Sakın gevşemeyiniz, karamsarlığa kapılmayınız. Eğer mümin iseniz üstün gelecek olan taraf sizlersiniz. Eğer siz (Uhud’da) yara aldınız ise karşınızdakiler de benzeri bir yara almışlardır. Biz bu tür acı günleri insanlar arasında dolaştırırız. Allah’ın kimlerin Mümin olduklarını belirlemesi ve aranızdan bazı şahitler seçmesi içindir bu. Hiç kuşkusuz Allah zalimleri sevmez. Bunun bir başka sebebi Allah’ın, müminleri arındırması ve kafirleri yok etmesidir. Yoksa siz, Allah içinizdeki cihad edenleri ayırd etmeden ve sabırlıları belirlemeden cennete girebileceğinizi mi sandınız ?” (Ali-İmran 139-142)

Emirimiz Molla Ahtar Mansur -Allah rahmet eylesin- mücahit, muhacir, iyiliği emreden, kötülükten sakındıran, zulme ve fesad’a karşı durandı. Bizler Allah’ın yargısına razı olup kaderine teslim oluyoruz. Allahu Teala’dan bizi hak yol, dini, Allah Resulünün sünneti ve onun başarısı, fazileti ile cihad yolu üzere sabit kılmasını diliyoruz.

Cihad yolunda devam etmek ve mücahidlerin saflarını birleştirmek, salih şehid önderlerimize; İslam’ın arslanı emirimiz Şeyh Usame bin Ladin ve kardeşlerimiz olan Ebu Musab ez-Zerkavi, Ebu Hamza el-Muhacir, Mustafa Ebu el-Yezid, Ebu Leys, Atiyetullah el-Libi, Ebu Yahya el-Libi ve tüm sadık cihad alimlerinin yolunu takip ederek, el-Kaide Lideri vasfımla Şeyh Usame bin Ladin’in İslam Emirliği’ne bayatını yenilemek adına İslam Emirliği’ne beyat ediyorum .

Evet ! Sizlere Allah’ın kitabı, Resulünün sünneti ve raşid halifelerin yolu üzere beyat ediyoruz.

Evet ! Sizlere bütün Müslüman topraklarının şeriat ile hükmedilmesi üzere beyat ediyoruz.

Evet !Sizlere ister Müslüman ülkelerin içinden yönetilen ister dışından yönetilen örgüt, kuruluş, veya Birleşmiş Milletler gibi şeriata karşı oluşum olsun, şeriata muhalif olan tüm hüküm, sistem, durum, söz, anlaşma, sözleşmeden beri olmak üzere beyat ediyoruz.

Evet ! Sizlere Kaşgar’dan Endülüs’e, Kafkasya’dan Somali ve Orta Afrika’ya, Keşmir’den Kudüs’e, Filipinler’den Kabil’e, Buhara ve Semerkand’a kadar gasp edilmiş bütün Müslüman topraklarının son karışına kadar özgürleştirmek için cihad üzere beyat ediyoruz.

Evet ! Sizlere Müslüman beldeleri yöneten, şeriatı alış-veriş yaparak değiştiren, Şeriatın hükümlerini değiştiren, Müslümanlara kafirlerin hükümlerini zorla uygulattıran, fesadı yayan, şeriata hakaret eden, küfr akidesi ve felsefesini yücelten, Müslüman ülkelerini düşmanına bırakan zalim tağutlara karşı cihad etme üzere beyat ediyoruz.

Evet ! Sizlere Zayıflıkta olan ve Müminlere, oldukları yerde yardım etmek üzere beyat ediyoruz.

Evet ! Sizlere yapabildiğimiz kadar sizinle iyiliği emredip kötülükten sakındırmak üzere beyat ediyoruz.

Evet ! Sizlere Allah’ın kitabı ile hükmettiği sürece İslam Emirliği’ni korumak üzere beyat ediyoruz.

Evet ! Sizlere Müslümanların seçimi ve rızasıyla (Şura ile) adaleti yayan, güven sağlayan, zulmü kaldıran, hakları gözeten, Cihad sancağını yükselten Nübüvvet metodu üzerine kurulacak Hilafeti kurmak üzere beyat ediyoruz.

Evet ! Sizlere tüm bunların hepsine iyi durumda kötü durumda, kolayda zorda gücümüzün yettiği kadarı ile işitip itaat etmek üzere beyat ediyoruz.

Allah’tan sorumluluklarımızı yerine getirebilmemiz için yardım diliyoruz. Allah-u Teala değerli emirimiz Mevlevi Hibetullah’a, ondan önceki Müminlerin emiri Molla Mansur ve Molla Ömer’e ve İslam Emirliği’ne Komünist Rus çetelerine karşı cihad ile şereflendirdi. Sonra Allahu Teala Osmanlı Hilafetinin düşmesinden sonra ilk İslam Emirliği kurabilmeyi takdir etti. Bunun gibi bir İslam Emirliği daha önce kurulmamıştı.

İyiliği emredip, kötülüğü sakındırmak ve şeriatı uygulamak adına cihad başlattı, muhacir mücahidler ihlas ve samimiyeti bulup beyat ettiler. Müceddid önderimiz Usame bin Ladin rahimehullah beyatını sunup Müslümanları beyat etmeleri üzere çağırdı ve İslam Emirliğine beyatın yüce olduğunu duyurdu. Usame bin Ladin’e beyat eden ve el Kaide cemaatinden herkes beyat etti. Ve sonra Allah’u Teala sizlere Haçlıların karşısında durmak, Muhacir kardeşlerinizi korumak için kralları, yöneticileri, canları ve malları feda ederek Muhacir kardeşlerinizi korumakla şereflendirdi. Bu Allah’ın apaçık bir lütfudur. Allahu Teala istediğine lütfunu bahşeder.

Müslüman kardeşleriniz ve evlatlarınız, bugün Kaşgar’dan Tanca’ya, Kafkasya zirvelerinden Afrika’nın ortalarına, Müslümanları bozmak ve İslam’ı kökünden koparmak için çabalayan dünyanın düşmanıyla karşı karşıyalar. Onlar bu felaket, savaş ve zulmün içerisinde, İslam Emirliğini İslam’ın kalesi ve Müslümanların sığınağı olarak görüyorlar!

Kudret ve azamet sahibi olan Allah’tan yardım dileyin, ve onlara hüsnü zan ile yaklaşın. (Şiir)

Ve son olarak Allah’tan kaderlerinizi ona itaat, onun dostlarına yardım ve düşmanlarına karşı cihad üzere kılmasını ondan niyaz ediyoruz.

Bizler sizlerin askerleriniz, yardımcılarınız, destekçileriniz ve tugaylarınızdan bir tugayız!

Muhakkakki yüce Allah doğru söylemiştir:

“Kim Allah’tan hakkı ile korkar ise Allah ona çıkış yolu ihsan eder. Ve ona beklemediği bir yönden rızık verir. Kim Allah’a güvenirse Allah ona yeter.” (Talak 2-3)

Kardeşiniz, El Kaide lideri Eymen ez-Zevahiri

Tercüman: Ebu Abdullah Makdisi ( @mervanhadid1 )

Küresel Analiz

BU HABERLER DE VAR!

“Suudi Arabistan’ın başarısız Yemen politikası, El Kaide’yi güçlendirdi”

ABD Donanması Özel Kuvvetleri, 29 Ocak 2017’de El Kaide’nin kontrolündeki bir köye indirme yaptığında beklediğinden …

Dayton’dan Astana’ya barış tiyatroları

Astana’ya gitmeyen grupların kendi aralarında birleşerek Heyet-i Tahriru’ş-Şam’ı kurmaları, çizilen ve yürütülmekte olan planların altüst …

Bir Yorum

  1. Haluk GÜNDOĞAN

    Şeyh Makdisi’den Erdoğan yanlısı demokrasiye meyledenlere önemli bir uyarı!

    22 Temmuz 2016

    Şeyh Makdisi’ye gündeme dair sorulan ve günümüzde çokça tartışmalara yer açan 5 gün önce sorulan bir soruya verdiği cevabı sizler için çevirdik:

    * * *

    Şeyh Makdisi’ye soruldu: “Önce hangisi gelmektedir: Mültecilere yardımda aceleci olmak ve Şam ehline savaşlarında yardımcı olmak mı, yoksa halkın dinindeki fitneye karşı savaşmak ve Erdoğanist sekülerizmin yayılması, mücahidlere ve halkın akidesini ve şerefini koruyan gruplara karşı müşriklerle ittifaklar yapanlara yardımda aceleci olmak mı? Yahut bu mesele hakkında elde farklı bir görüş mevcut mudur? Bize cevap ver ve bizi cevabınla rahatlat ey Şeyh, Allah seni mübarek kılsın.”

    Şeyh Makdisi’nin (Allah onu yüceltsin) cevabı:

    “Hamd Allah’a ve salat ve selam da onun elçisinedir. Bu soru, cevaplandırmak uzun tefekkürler ve kanıtlar gerektiren bir soru değildir. Allah subhanehu ve teala zaten bunun cevabını Kur’an’da açıkça şu ayette vermiştir: “Fitne ölümden daha şerlidir” (Bakara 191) ve “ Fitne ölümden daha büyüktür” (Bakara 217)

    Nebi Aleyhisselam da kendisine şu soru sorulunca cevabı vermiştir ‘En büyük günah hangisidir?’ Dedi ki: ‘Allah seni yaratmışken senin ona şirk koşmandır’. Allah’ın bu konuyu gerek ayetlerle gerekse Nebisinin dilinden hadislerle açıkça beyan etmesi ile Müminlere bu hükmü kabul etmekten başka bir seçenek kalmamıştır. Her kim Allah’ın ve Resulünün hükmüne asilik ederse, Allah’a teslim olmaz ve onun hükümlerinin adaleti ve doğruluğu hakkında şüphelere gark olursa o kimse Müslüman değildir.

    Allah subhane ve teala der ki: “Allah ve Resûlü bir iş hakkında hüküm verdikleri zaman, hiçbir mü’min erkek ve hiçbir mü’min kadın için kendi işleri konusunda tercih kullanma hakları yoktur.” (Ahzab 36)

    Ve yine der ki: “Hayır! Rabbine andolsun ki onlar, aralarında çıkan çekişmeli işlerde seni hakem yapıp, sonra da verdiğin hükme, içlerinde hiçbir sıkıntı duymaksızın, tam bir teslimiyetle boyun eğmedikçe iman etmiş olmazlar (Nisa 65)

    Allah’ın Casiye suresi 6. Ayette buyurduğu gibi: “İşte bunlar, Allah’ın âyetleridir. Onları sana gerçek olarak okuyoruz. Artık Allah’tan ve O’nun âyetlerinden sonra hangi söze inanacaklar?”

    Bir muvahhid asla kendisini Kitap ve Sünnetin hükümlerine teslim etmemiş kimselerle tartışmamalı ve onlara Kur’an ve Sünnetten başka deliller de sunmamalıdır.

    Her kim ki Allah’ın ve Resulünün kararlarını yeterli bulmaz ise

    Allah da onun belalarını onun için yeterli bulmasın

    (İbn Kayyım şiiri)

    Buna dayanarak hiçbir alim Tevhidin ikamesinin, Allah’ın şeriatinin ve Tevhid dostlarının yönetiminin hükmetmesinin mültecileri kabul etmek ve Şam’a yardımcı olup onlarla ilgilenmekten daha azim bir iş olduğu konusunda tefrikaya düşmemelidir. Bu öyle bir azim davadır ki kendisi dışındaki tüm davalardan daha önemli bir yere sahiptir. Benzer bir şekilde müşriklik, Allah’ın haricinde herhangi bir ilahı rab kabul etmek, Allah’ın kanunları dışında bir hükümle yönetim sürmek, insanların tevhid ve şeriat dışına bir yola sapmalarına sebebiyet vermek, kendi kurallarını koyan rablerini takip ettirmek, sekülerliği kabul edip bunu yaymaya teşebbüs etmek, mücahidlere karşı müşrikleri veli edinmek, Allah dışında bir rabbe itaat etmenin getireceği yozlaşmışlık ve bunun sonucu yeryüzünde mevcut olabilecek en büyük yozlaşmadır.

    Birazcık aklı olan hiç kimse bu konuda da tefrikaya düşmez. Ancak aklı ve anlayışı olmayan çokları ise bunu kabul edemediler. Bunun başlıca sebebi ise Tevhid’in köşetaşlarının silinmiş olmasıdır.Kalpler onu artık arzulamamakta ve onla sıkı bağlar kurmamaktadır. Bugünlerde insanların Erdoğan yanlısı sekülerizmden büyülenmesi ile birlikte sadece avamdan değil, akademisyenlerden de hayret edilecek şeyleri duymaya ve görmeye başladık.

    Eğer onlar kendilerinin seçilmiş ve üstün olan dinlerinin özünü mümtaz ve prensiplerini mümtaz alimlerinin büyük davayı büyük yozlaşmadan ayrıştırdığı şekliyle yeterince kavramış olsalardı, bugün onlar dini yok eden ve Tevhidle uyuşmayan tarafta yer almazlardı.

    Gözleri kamaşmış olanlar demokrasiyi ve sözde “İslami Sekülerizmi” (!) savunmaya başladıklarını ve Şeriatı denklemden çıkarmak, ondan sakınmak ve yok olmasını kolaylaştırmak adına demokrasiyi artık ne büyük ne de küçük şirk olarak görmeye başladıklarını duymaya başladık. Bu onlar için artık meşru ve izin verilen bir politika aracı, bir bilgelik davranışı, zeka, medenilik ve açıkgözlülük göstergesi haline geldi.

    “Gerçekten de gözler kör olmaz ama gönüllerdeki can gözleri körleşir.” (Hac 46)

    Onlardan çokları ayrıca seküler yönetimi desteklemeye, Müslümanlara karşı onların baskıcı ordusunu desteklemeye, Müslümanlara karşı Tağut’un savaş uçakları ve topları altında savaşmaya ve onları “hariciler” olarak etiketlemeye başladılar. Bu sadece IŞİD’le ilgili değildir. Yakında bu hareketle Nusret Cephesi ve onları destekleyenlerin projelerine karşı duran herkese uygulanacaktır.

    Eğer yaşarsan acayiplikler göreceksin kalbinin hala hayatta olduğunu ve efsunlanmadığını bileceksin. Çünkü bir kez birinin kalbi öldüğü zaman, bundan sonra artık hidayet bulamaz, meğer ki ona delillerle bile gelmiş olsan…

    Bu , büyük fitne dalgaları arasında kalan az sayıdaki mümini müslümanları davet ettikleri haktan mülhid olmaya itmemelidir. Müminler gerek fitneye düşen kimselerin sayısının çokluğundan yahut onların rütbe ve isimlerinden dolayı fitneye düşmemelidirler. Bu Allah’ın Hakk yolundaki insanları arındırmadaki, onları batıl ehlinden ayırmadaki ve onların saflarını düzeltmedeki hikmetindendir.

    Fakat helâk olanın, apaçık bir delil görerek helâk olması, diri kalanın da gene apaçık bir delil görerek diri kalması için Allah, olacak bir işi yerine getirmek üzere bunu böyle yaptı ve şüphe yok ki Allah, mutlaka her şeyi duyar, bilir (Enfal 42)

    “Allah, pisi temizden ayırıncaya kadar mü’minleri içinde bulunduğunuz şu durumda bırakacak değildir.” (Ali İmran 179)

    Eğer Allah yeryüzüne bizleri temizlemek için fitneler indirmese idi tüm dünya mümin olur ve tek bir hizb olurdu. Ancak Allah adaleti gereği tevhidi seçenlerle ondan vazgeçenleri ayırmayı diledi. Öyleyse Allah’a hamd et ey Muvahhid! Öyle ki Allah Allah onca ahzab arasından seni Tevhidi destekleyenlerden kıldı. Bu, Vallahi, Allah’ın senin üzerindeki en büyük nimetlerinden biridir.

    Allah, kendisine yardım edene mutlaka yardım eder; şüphe yok ki Allah, kuvvetlidir, üstündür. (Hacc 40)

    Ve tüm övgüler Alemlerin Rabbi olan Allah’a, salat ve selam da yaratılmışların en şereflisine, resul ve nebilerin önderine olsun.

    Ebu Muhammed el-Makdisi

    Tercüman: Seyfullah Ömer

    Küresel Analiz / Özel Haber

    OSMANLININ SON ŞEYH-ÜL İSLAM’I MUSTAFA SABRİ EFENDİ VE FETVASI:

    ((( FETVA))) Derleyen ve Yayınlayan: Haluk GÜNDOĞAN:

    Şayet devlet İslam çizgisinden çıkarak dinin emirlerine itaat etmek

    hükümetin işi değildir, bu ancak ümmetin işidir denilirse bu durum

    dini devletten ayırmaktır. Böyle bir durumda devlet İslamdan ”İRTİDAT” etmiştir.

    Şayet ümmet böyle bir hükümetten razı olursa veya hükümet parlamentodan

    oluşacaksa ve toplumun vekaletini alarak kanun yapacaksa

    yani ümmet hükümetten razı olma durumunda ise ümmet de ”MÜRDET” olur.

    Bu durumda hem o hükümetin hem de o ümmetin üzerine şu ayet tatbik edilir.

    “Allah ın indirdiği ile hükmetmeyenler… İşte onlar kafirlerin ta kendileridir.”(maide)

    Laiklik ilkesini kabul eden bir siyasi rejim İslam hükümlerine başkaldırmış demektir.
    Dolayısı ile öncelikle bu hükümet ”İRTİDAT” etmiş,

    sonra da bu idareye itaat edenler tek tek ”MÜRDETLEŞMİŞLERDİR”. Siyasi idarede-

    görev alanlar tek tek ”MÜRDET” hükmünü aldıkları (İslam dininden çıktıkları)-

    gibi bu hükümete itaat eden kitlelerde irtidada düşmüş olurlar.

    Bu kestirmeden toplu ”KÜFRE” giriş kadar daha korkunç bir olay tasavvur edilemez.

    Birimiz fert olarak İslamın her hangi bir hükmünü kabul etmediğimiz,-

    dinin sultasını reddettiğimiz, helal ve haramdan, emir ve nehiyden-

    birini inkar ettiğimiz takdirde ”KÜFRE” girmiş oluruz.

    Peki toptan Allah ın sultasını, emir ve nehiylerini, helal ve harama ilişkin-

    ölçülerini reddeden ve dolayısı ile ”KAFİR” olduğu şüphe götürmeyen-

    bir idarenin üyeleri hakkındaki hükmünüz ne olacaktır?

    Cevap Yalnızca ”MÜRDET” ve ”KAFİR” olmak değil midir?

    (Mustafa Sabri Efendi, Mevkıfül Akıl…. 4/280)

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir