Krallar, dalâlet âlimleri ve ruhbanlar olmasaydı, bu din fesâda uğrar mıydı?

 

Bütün hamdler alemlerin Rabbinedir. Salât ve selam Rasulullah’ın üzerine olsun…

14 Muharrem 1471 günü dört muvahhid kardeşimizin idam hükmü infaz edildi.Ebu Asım Abdulaziz bin Fahd bin Nasır Musem, Riyad bin Süleyman bin İshak el-Hacerî, Halid bin İbrahim Said, Maslah bin Ali Şemranî… Allah (sb)’dan onlara sonsuz rahmet diliyorum. Onları şehitler arasına katsın ve cennetinde barındırsın.

Allah (sb) takdiri gereği bu dört muvahhid kardeşimizin idam edilişiyle Cezayir’de misyonerlere karşı mücadele eden bir İslami cemaatin Fransız ruhbanlarına yönelik eylemleri aynı güne denk geldi.

Bir tarafta 4 muvahhid kardeşimiz idam edildi, bir tarafta ise misyonerlere karşı bir saldırı düzenlendi. Ve tüm dünya bu iki olaya karşı takınılan farklı tavırlara şahit oldu. Misyonerlerin öldürülmesinin hemen ardından tağuti hükümetlerin ve onların destekçilerinin hemen tepeleri attı. Feryatlar koparıp ağıtlar yaktılar ve onları öldürenleri kınadılar. İşin aslı bizim için bunda kınanacak hiçbir yön yoktur. Zira bu kimseler Allah’ın dinini terk etmişler, bölük bölük İslam’dan uzaklaşmışlardır. Aynı şekilde kendisini İslam’a nispet edip de Tevhid’in anlamını kavramaktan aciz, Kur’an’ın tabiri ile kopması söz konusu olmayan sağlam kulpa sarılamamış olan pek çok kimsenin de misyonerlerin öldürülmesi olayı karşısında tağuti hükümetlerin ve destekçilerinin kınamalarına katılmasına, onların çığırtkanlıklarına eşlik etmesine de pek şaşırmadık. Milleti İbrahim’in yolundan sapmış, milliyetçilik ile dini birbirinden ayıramayan bu kimselerin din adamlarını ve rahipleri öldürmeyi yasaklayan ayetlerden deliller getirmeye kalkışmalarına da şaşırmış değiliz.

Madem bu ruhbanlar, misyonerler barış ve güven istiyorlar neden kendi ülkelerinde, kiliselerinde bu işi yapmıyorlar. Neden kendi memleketlerinde oturmak yerine Müslümanları dinlerinden çıkarmak ve kendi haçlarına ibadet ettirmek için İslam topraklarını mesken ediniyorlar.

Bugün yeryüzünde Allah’ın dini ve Müslümanlar gece gündüz gün kurban edilmektedir. Kendileri de çok iyi biliyor ki ülkeleri Fransa, İslam’a ve Müslümanlara savaş ilan ettikten sonra ne kendisine karşı savaş ilan edilen ülkelere ne de onları koruyan, onlara destek vermeye çalışan kimselere güven ve huzur yok… Bunu bildikleri halde Müslümanların memleketlerinde çalışmaya devam ediyorlar. Müslümanları dinlerinden soğutmaya çalışıyor, Allah’ın dinini terk etmeye, putlara ve haça ibadet etmeye çağırıyorlar. Başlarına bir şey geldiğinde ise başlıyorlar ağlamaya. Bağırlarını yırtıp kadınlar gibi velveleler koparıyorlar. Dalâlet alimleri ise sakat ve çürük fetvaları ile bunlara çanak tutuyor.

Ancak Arap yarımadasında idam edilen kardeşlerimizin ağlayanı yok… Aksine gerek tağuti hükümetler, gerekse dalalet alimleri ve onların destekçileri bu kardeşlerimizin üzerine saldırdılar. Et parçasının etrafında toplanmış köpekler gibi kardeşlerimizin dinlerine ve şereflerine saldırdılar.

Allah’a yemin olsun ki onlar bunu Allah’ın dinini, İslam’ı savunmak için yapmadılar. Bilakis Suud ailesini memnun etmek, dostlarını razı etmek için yaptılar.

Bugün apaçık bir şekilde Allah’ın dini ayaklar altına alınmaktadır. Allah’ın dinini ayaklar altına alan, apaçık haramları çiğneyenlerin başında da Suud ailesi ve yöneticileri gelmektedir. Ancak kimsenin Allah’ın dini adına kılı kıpırdamıyor. Kardeşlerimiz hakkında idam edilmelerine dair fetvalar çıkaran, rahiplerin öldürülmesinin caiz olmadığı yönünde ahkam kesen din adamları bugün nerede? Allah onlara lanet etsin… Onlara, takipçilerine, destekçilerine, küfrî dinlerine girmenin caizliğine dair fetva verenlere lanet etsin!

Kendisinden başka ilah olmayan Allah’a yemin olsun ki; tertemiz dini fesada uğrattılar, onun asıllarını kirlettiler. Allah’ın dinini kendi kanun ve yasaları uğruna heba ettiler.

Yemin olsun ki şu papazların, hahamların ve rahiplerin Allah’ın dinine verdikleri zarar, yaptıkları sahtekârlıklar, Suud ailesinin ve onun dalâlet alimlerinin yaptıklarının onda biri kadardır. Onlar küfrün liderleri olan efendilerini koruma adına batılı süsleyip hak olarak göstermektedirler. Tağutları Müslümanların itaat etmesi gereken emir sahipleri yaptılar. Sonra da kendilerine karşı çıkanları, muhalefet edenleri “Harici” ve “Tekfirci” diye isimlendirdiler. Verdikleri fetvalarla Allah’ın ve İslam’ın düşmanlarının yüreklerine su serptiler, tağutlarının Allah’ın dostlarını ve muvahhidleri kurban etmesine izin verdiler.

Düyanın dört bir yanından Allah’ın dini ile Müslümanlarla savaşan Amerikalıları ya da Müslüman ülkelerde insanları İslam’dan uzaklaştıran, haça, putlara ibadet etmeye ve misyonerliğe davet eden rahipleri öldürmek olara göre haramdır. Acak muvahhid kardeşlerimizin Kral Fahd ve diğer tağutların saltanatının bekası uğruna kurban edilmesi (onların nezdinde) caizdir!!! Rasulullah (s)’in “Bir kafir karşılığında bir Müslüman öldürülmez” hadisine rağmen kafirlerin kanlarına bedel olarak Müslümanların katledilmesi caizdir!!!

Evet… Rasulullah (s) “Bir kafir karşılığında bir Müslüman öldürülmez” derken Suud ailesini ve onun dalalet alimleri şöyle diyorlar:

“Bilakis bir kafir karşılığında muvahhid mü’minler kurban edilir.”
Yazıklar olsun size…
Yazıklar olsun size…
Dilim kuruyuncaya kadar yazıklar olsun size…

Elbette ki işkence görerek öldürülen bu kardeşlerimizin ve onlar gibi diğer muvahhidlerin dökülen kanları heba olmayacaktır. Bu, Suud yöneticilerinin ve onların din adamlarının üzerinde bir lanet olarak kalacak. Suud ailesi bilsin ki bu daha ilk raunt. Ve bu Allah’ın izni ile tağutların sonunun başlangıcıdır.

Nasılsa ölüm insan içindir. Bütün insanlar ölüyor. Kimi kılıçla kimisi bir başka sebeple… Ancak her iki ölüm arasında dağlar kadar fark vardır. Korkakların ölümü ile ümmetine can veren, cihad ve şehadet meşalesini yakan, kalabalıkları toplayan, endişelere dertlere talip olan, zalimlerin tahtlarını yıkan, rahiplerin, papazların sahtekarlıklarını, yalanlarını ifşa eden kişinin ölümü arasında ne büyük bir fark vardır.

Ey Ebu Asım! Sen ve arkadaşların huzur içinde uyuyun! Allah (sb) ticaretinizi karlı kılsın. Allah’ın izni ile bizler sizin açtığınız yolda yürüyeceğiz. Vazgeçmeyecek, geri dönmeyecek, yolunuzu terk etmeyeceğiz. Cihad ve şehadet yolu… Bizi bu yoldan ne hapishaneler ne cellatlar ne de ölüm döndüremez…

Hapishane ancak inancımızı ve tavizsizliğimizi arttırır. Kardeşlerimizin öldürülmesi ise ancak kararlılığımızı ve sebatımızı arttırır.

Allah düşmanları böyle yaparak Allah’ın nurunu söndüreceklerini, Allah’ın davetini zayıf düşürebileceklerini zannediyorlarsa yanılıyorlar. Andolsun ki yanılıyorlar. Allah’a yemin ederim ki kafirler istemese de Allah nurunu tamamlayacaktır.

Biz ve yeryüzündeki diğer kardeşlerimiz bu yolda olmaktan memnunuz. Bu yolu zorluklarını bile bile seçtik. Canımızı onu yaratana, Allah’a sattık. Allah (sb) alışverişimizi karlı kılsın. Bizi düşmanlarımıza galip kılsın. Batılın yolu kısadır. Daha işin başında köpük gibi uçar giderler. Ancak Hakk’ın yolu uzundur. Bu daha yolun başlangıcıdır. Çok yakında bunu adam akıllı öğrenecekler.

“Mü’minlerden öyle adamlar vardır ki, Allah’a verdikleri söze sâdık kaldılar. İçlerinden bir kısmı verdikleri sözü yerine getirmiştir (şehit olmuştur). Bir kısmı da (şehit olmayı) beklemektedir. Verdikleri sözü asla değiştirmemişlerdir.” (33 Ahzab/23)

Allahım! Bizi ve kardeşlerimizi onlardan kıl! Mücahidlerin imamını, ailesini ve ashabını hayırlarla kuşat…

Ebu Muhammed el-Makdisi

Sevvaka Hapishanesi

Ümmet-i İslam

BU HABERLER DE VAR!

‘Ayıp, Günah ve de Hukuksuz’

Özgür-Der Genel Başkanı Rıdvan Kaya, devletin resmi kurumu Anadolu Ajansı’nın yaptığı tamamen sansasyonel ve algı …

FETÖ’cüler tahliye oluyor ama…

28 Şubat darbe sürecinden bugüne, “Brifingli yargı”nın mahkûm ettiği Anadolu’nun evlatlarıyla alâkalı mağduriyetlerin giderilmesine mâtuf …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir