Şeyh Ebû Muhammed el-Makdisî’den bir şüpheye cevap

Âlim olduğunu iddia eden bazı kişiler, dinde derinleşmiş âlimlerin tekfir ettiği sabit olan tekfir sebepleri hakkında söylediklerimiz ile genel maksadıyla tevhide davet açısından ve sapasağlam kulpu bulandırmaktan ve onda tahrife düşmekten sakındırmaktan ve sabit olan açık bir söz ve açık bir amel zahir oluncaya kadar tekfirin sebeplerinden biri ile tekfir edilemeyen aşırı ve irca mezheplerini ve benzerleri gibi tahrif olmuş mezhepleri zem etmeye yönelik söylediğimiz sözlerin arasındaki farkı kavrayamamışlardır.

Bunlar ve benzerleri için ‘‘Tekfirde Aşırılıktan Sakındırma’da 30 Risale’’ kitabını yazdık.

Kitabı bu linkte bulabilirsiniz:

http://www.ilmway.com/site/maqdis/MS_14491.html

Benim nasihatim ilme yeni başlamış herkesin, ister bir grubun şer’isi olsun ister emiri isterse askeri isterse de davetçisi olsun farketmez bu kitabı okumasıdır.

Bunu söylememin sebebi ise kendisini âlim sanan bazılarının ‘‘Gönderilmişlerin Tevhidi ile Milliyetçilerin Tevhidi Arasındaki Açık Fark’’ adı ile yayınlanan kitap’ta yazdıklarımdan kendilerine delil getirmeleridir.
Kitabı bu linkte bulabilirsin:

http://www.ilmway.com/site/maqdis/MS_20973.html

Onlar bu sözler ile Tahriru’ş-Şam Heyeti’nden, bu heyetin tercihi “milliyetçilik ve Suriye milliyetçiliğidir” açıklamasını yapanları tekfir etmemi istemektedirler.

Benden bu tekfiri talep eden ve benim bu tekfiri yapmam gerektiğini söyleyen bu kişi her ne kadar şer’i doktor ünvanını taşısada cahilin tekidir. Çünkü o daha hakikî tekfirin sebeplerini dahi bilememekte ve bunların ayrımını yapamamaktadır.

Bu kişi hastalıklı anlayışı ile benim bu risalemden (yukarıda linki verilen risaleden) milliyetçilik lafzını telâffuz eden ve onu hangi anlamda olursa olsun kullananları tekfir ettiğimi sanmıştır. Bu ise bâtıl bir anlayıştır. Bundan dolayıda o bunun gibi batılını bunların üzerine bina etmiştir. Sonra benim bu heyetin içindeki “milliyetçiliğe ve Suriye milliyetçiliğine” yönelik fikrini açıklayanları neden tekfir etmediğimi soruyor. Sonra bu soruyu sormakla yetinmeyip iftira atarak cevaplıyor ve diyor ki: “Ben el-Cevlanî’nin gözleri ya da heyet için mezhebimi değiştirmişim.” Bu zulüm üstüne zulüm’dur. Ben bundan Allah’a sığınırım. Bu dine ve ahkamlarına yalan, iftira, sapıklıkta yürüme, tedlis ve cehalet karıştırmaktır. Ya da dini bunlardan oluşturmaktır. Bu durum düşmanlığın şerefinden soyutlanmak düşmanlıkta sınır tanımamaktır.

Bunun içerisindekiler kafa karıştıranların ve aşırıların mesabesindedir. Aynı tekfir meselesinde anlayışlarının kıtlık mesabesinde olması gibi. Aşırılar bu ve benzerleri gibi sabit, sınırı olmayan ve açıklayanın yanında birden fazla manaya gelebilecek olan mustalahatlar ile tekfir etmektedirler. Onlar mustalahatlarda ve birden fazla anlama gelme ihtimali olan ya da birden fazla haddi olan manalarda tekfirin engellerinden hata engelinin karşılığı olan kast şartını da gözetmemektedirler. İşte bu kafa bulandıranlar bu noktada onlara muvaffakiyet göstererek bizlerden bunun ile tekfir etmemizi istemektedirler.

Mesalâ; eğer bu meşru heyetin milleyetçilik üzerine olduğunu söyleyen kişi, savaşın meyvesini bölünmez vatanın çocuklarının kanun koyacağı demokratik bir anayasa olacağını kast ederse, işte bu kişiyi küfre sokan bir mânâ olmuş olur.

Yine aynı şekilde onlar müslüman ile kâfirin arasında fark olmadığı ve müslümanların haklarda, vaciplerde ve dostluk anlayışında mücrimlerle aynı seviyeye getirildiği milli bir devlet istemeyi kast ederlerse,işte bu da kişiyi küfre sokan bir mânâ olmuş olur. Ve tür kasıtlarda böyledir.

Velâkin mesela milliyetçilik fikrinden; Özgür Suriye’de onun hükümetlerinde ve kanunlarında Suriyeliler’den başka muhacirler için yer olmadığı kast edilse bile her ne kadar bu durum İslâm kardeşliğini nefy eden alçakça, kişilik eksikliği, ahde ihanet ve muhacirlerin mücadelesini ve kurbanlarını kötüye kullanıp sonra onları Dayton ittifakına atma olsada bu küfür değildir.

Velakin misal olarak; milliyetçilik fikrinden, savaşlarının yalnızca Suriye sınırlarında olacağı ve Amerika’ya, Avrupa’ya ve diğerlerine karşı savaşan El-Kaide’nin fikrini taşımayacakları konusunda dünya devletlerine güvence vermeyi kast emişlerse ki bizim onlar hakkında düşündüğümüz bunu kast etmiş olmalarıdır. “Fetih” ismini “Tahrir” diye değiştirmelerinden de bu anlaşılmaktadır. Biz bu mânâ ile daha önceden etrafındaki devletlere güvence veren Taliban’ı tekfir etmedik ki, aynı manadan dolayı Tahriri tekfir edelim.

Bizler kafayı bulandıranların ve tağutların âlimlerinin yaptığı gibi dinimiz ile oynayan ve onun ahkâmları arasında hevaya göre tercih yapan insanlar değiliz. Bilakis ilmimiz ve itikat ettiğimiz usulumuz neyi gerektiriyorsa onu söyleriz. Böylesi durumlarda inşa’Allah kınayıcının kınamasına bakmayız. Velakin aşırıların ve kafası bulandıranların düşmanlığında insaf ve Allah korkusu yoktur.Ve onlar bilmiyorlar.

Şeyh Ebu Muhammed el-Makdisi’nin kanalı:

Link: https://t.co/Qx3WJb8Myf

Mücterim: Ebu Haris

Ümmet-i İslam

BU HABERLER DE VAR!

Mehdî (Aleyhisselam)’nin Zuhûrunun Yaklaştığına İşâret Eden Alâmetler

İmanımızın artması için, sabredip ümitvar olmamız, İslam’a ve Müslümanlara hizmette daha heyecanlı ve aktif olmamız …

Dr.İyad el-Kunaybî: “Ey genç! Ebedi olarak cehennemde mi kalmak istiyorsun?”

Youtube ve yahoo sitelerine girişte, göze milyonlarca izlenmiş videolar takılmaktadır. Başlıklarına baktığımda gerilemenin ve çirkinliğin …

Bir Yorum

  1. Haluk GÜNDOĞAN

    Şeyh MAKDİSİ’den ERDOĞAN yanlısı DEMOKRASİYE meyledenlere önemli bir uyarı!

    22 Temmuz 2016 İlim – İrşad, Suriye, Türkiye Yorum Yap

    hhhŞeyh Makdisi’ye gündeme dair sorulan ve günümüzde çokça tartışmalara yer açan 5 gün önce sorulan bir soruya verdiği cevabı sizler için çevirdik:

    * * *

    Şeyh Makdisi’ye soruldu: “Önce hangisi gelmektedir: Mültecilere yardımda aceleci olmak ve Şam ehline savaşlarında yardımcı olmak mı, yoksa halkın dinindeki fitneye karşı savaşmak ve Erdoğanist sekülerizmin yayılması, mücahidlere ve halkın akidesini ve şerefini koruyan gruplara karşı müşriklerle ittifaklar yapanlara yardımda aceleci olmak mı? Yahut bu mesele hakkında elde farklı bir görüş mevcut mudur? Bize cevap ver ve bizi cevabınla rahatlat ey Şeyh, Allah seni mübarek kılsın.”

    Şeyh Makdisi’nin (Allah onu yüceltsin) cevabı:

    “Hamd Allah’a ve salat ve selam da onun elçisinedir. Bu soru, cevaplandırmak uzun tefekkürler ve kanıtlar gerektiren bir soru değildir. Allah subhanehu ve teala zaten bunun cevabını Kur’an’da açıkça şu ayette vermiştir: “Fitne ölümden daha şerlidir” (Bakara 191) ve “ Fitne ölümden daha büyüktür” (Bakara 217)

    Nebi Aleyhisselam da kendisine şu soru sorulunca cevabı vermiştir ‘En büyük günah hangisidir?’ Dedi ki: ‘Allah seni yaratmışken senin ona şirk koşmandır’. Allah’ın bu konuyu gerek ayetlerle gerekse Nebisinin dilinden hadislerle açıkça beyan etmesi ile Müminlere bu hükmü kabul etmekten başka bir seçenek kalmamıştır. Her kim Allah’ın ve Resulünün hükmüne asilik ederse, Allah’a teslim olmaz ve onun hükümlerinin adaleti ve doğruluğu hakkında şüphelere gark olursa o kimse Müslüman değildir.

    Allah subhane ve teala der ki: “Allah ve Resûlü bir iş hakkında hüküm verdikleri zaman, hiçbir mü’min erkek ve hiçbir mü’min kadın için kendi işleri konusunda tercih kullanma hakları yoktur.” (Ahzab 36)

    Ve yine der ki: “Hayır! Rabbine andolsun ki onlar, aralarında çıkan çekişmeli işlerde seni hakem yapıp, sonra da verdiğin hükme, içlerinde hiçbir sıkıntı duymaksızın, tam bir teslimiyetle boyun eğmedikçe iman etmiş olmazlar (Nisa 65)

    Allah’ın Casiye suresi 6. Ayette buyurduğu gibi: “İşte bunlar, Allah’ın âyetleridir. Onları sana gerçek olarak okuyoruz. Artık Allah’tan ve O’nun âyetlerinden sonra hangi söze inanacaklar?”

    Bir muvahhid asla kendisini Kitap ve Sünnetin hükümlerine teslim etmemiş kimselerle tartışmamalı ve onlara Kur’an ve Sünnetten başka deliller de sunmamalıdır.

    Her kim ki Allah’ın ve Resulünün kararlarını yeterli bulmaz ise

    Allah da onun belalarını onun için yeterli bulmasın

    (İbn Kayyım şiiri)

    Buna dayanarak hiçbir alim Tevhidin ikamesinin, Allah’ın şeriatinin ve Tevhid dostlarının yönetiminin hükmetmesinin mültecileri kabul etmek ve Şam’a yardımcı olup onlarla ilgilenmekten daha azim bir iş olduğu konusunda tefrikaya düşmemelidir. Bu öyle bir azim davadır ki kendisi dışındaki tüm davalardan daha önemli bir yere sahiptir. Benzer bir şekilde müşriklik, Allah’ın haricinde herhangi bir ilahı rab kabul etmek, Allah’ın kanunları dışında bir hükümle yönetim sürmek, insanların tevhid ve şeriat dışına bir yola sapmalarına sebebiyet vermek, kendi kurallarını koyan rablerini takip ettirmek, sekülerliği kabul edip bunu yaymaya teşebbüs etmek, mücahidlere karşı müşrikleri veli edinmek, Allah dışında bir rabbe itaat etmenin getireceği yozlaşmışlık ve bunun sonucu yeryüzünde mevcut olabilecek en büyük yozlaşmadır.

    Birazcık aklı olan hiç kimse bu konuda da tefrikaya düşmez. Ancak aklı ve anlayışı olmayan çokları ise bunu kabul edemediler. Bunun başlıca sebebi ise Tevhid’in köşetaşlarının silinmiş olmasıdır.Kalpler onu artık arzulamamakta ve onla sıkı bağlar kurmamaktadır. Bugünlerde insanların Erdoğan yanlısı sekülerizmden büyülenmesi ile birlikte sadece avamdan değil, akademisyenlerden de hayret edilecek şeyleri duymaya ve görmeye başladık.

    Eğer onlar kendilerinin seçilmiş ve üstün olan dinlerinin özünü mümtaz ve prensiplerini mümtaz alimlerinin büyük davayı büyük yozlaşmadan ayrıştırdığı şekliyle yeterince kavramış olsalardı, bugün onlar dini yok eden ve Tevhidle uyuşmayan tarafta yer almazlardı.

    Gözleri kamaşmış olanlar demokrasiyi ve sözde “İslami Sekülerizmi” (!) savunmaya başladıklarını ve Şeriatı denklemden çıkarmak, ondan sakınmak ve yok olmasını kolaylaştırmak adına demokrasiyi artık ne büyük ne de küçük şirk olarak görmeye başladıklarını duymaya başladık. Bu onlar için artık meşru ve izin verilen bir politika aracı, bir bilgelik davranışı, zeka, medenilik ve açıkgözlülük göstergesi haline geldi.

    “Gerçekten de gözler kör olmaz ama gönüllerdeki can gözleri körleşir.” (Hac 46)

    Onlardan çokları ayrıca seküler yönetimi desteklemeye, Müslümanlara karşı onların baskıcı ordusunu desteklemeye, Müslümanlara karşı Tağut’un savaş uçakları ve topları altında savaşmaya ve onları “hariciler” olarak etiketlemeye başladılar. Bu sadece IŞİD’le ilgili değildir. Yakında bu hareketle Nusret Cephesi ve onları destekleyenlerin projelerine karşı duran herkese uygulanacaktır.

    Eğer yaşarsan acayiplikler göreceksin kalbinin hala hayatta olduğunu ve efsunlanmadığını bileceksin. Çünkü bir kez birinin kalbi öldüğü zaman, bundan sonra artık hidayet bulamaz, meğer ki ona delillerle bile gelmiş olsan…

    Bu , büyük fitne dalgaları arasında kalan az sayıdaki mümini müslümanları davet ettikleri haktan mülhid olmaya itmemelidir. Müminler gerek fitneye düşen kimselerin sayısının çokluğundan yahut onların rütbe ve isimlerinden dolayı fitneye düşmemelidirler. Bu Allah’ın Hakk yolundaki insanları arındırmadaki, onları batıl ehlinden ayırmadaki ve onların saflarını düzeltmedeki hikmetindendir.

    Fakat helâk olanın, apaçık bir delil görerek helâk olması, diri kalanın da gene apaçık bir delil görerek diri kalması için Allah, olacak bir işi yerine getirmek üzere bunu böyle yaptı ve şüphe yok ki Allah, mutlaka her şeyi duyar, bilir (Enfal 42)

    “Allah, pisi temizden ayırıncaya kadar mü’minleri içinde bulunduğunuz şu durumda bırakacak değildir.” (Ali İmran 179)

    Eğer Allah yeryüzüne bizleri temizlemek için fitneler indirmese idi tüm dünya mümin olur ve tek bir hizb olurdu. Ancak Allah adaleti gereği tevhidi seçenlerle ondan vazgeçenleri ayırmayı diledi. Öyleyse Allah’a hamd et ey Muvahhid! Öyle ki Allah Allah onca ahzab arasından seni Tevhidi destekleyenlerden kıldı. Bu, Vallahi, Allah’ın senin üzerindeki en büyük nimetlerinden biridir.

    Allah, kendisine yardım edene mutlaka yardım eder; şüphe yok ki Allah, kuvvetlidir, üstündür. (Hacc 40)

    Ve tüm övgüler Alemlerin Rabbi olan Allah’a, salat ve selam da yaratılmışların en şereflisine, resul ve nebilerin önderine olsun.

    Ebu Muhammed el-Makdisi

    Tercüman: Seyfullah Ömer

    Küresel Analiz / Özel Haber

    OSMANLININ SON ŞEYH-ÜL İSLAM’I MUSTAFA SABRİ EFENDİ VE FETVASI:

    ((( FETVA))) Derleyen ve Yayınlayan: Haluk GÜNDOĞAN:

    Şayet devlet İslam çizgisinden çıkarak dinin emirlerine itaat etmek

    hükümetin işi değildir, bu ancak ümmetin işidir denilirse bu durum

    dini devletten ayırmaktır. Böyle bir durumda devlet İslamdan ”İRTİDAT” etmiştir.

    Şayet ümmet böyle bir hükümetten razı olursa veya hükümet parlamentodan

    oluşacaksa ve toplumun vekaletini alarak kanun yapacaksa

    yani ümmet hükümetten razı olma durumunda ise ümmet de ”MÜRDET” olur.

    Bu durumda hem o hükümetin hem de o ümmetin üzerine şu ayet tatbik edilir.

    “Allah ın indirdiği ile hükmetmeyenler… İşte onlar kafirlerin ta kendileridir.”(maide)

    Laiklik ilkesini kabul eden bir siyasi rejim İslam hükümlerine başkaldırmış demektir.
    Dolayısı ile öncelikle bu hükümet ”İRTİDAT” etmiş,

    sonra da bu idareye itaat edenler tek tek ”MÜRDETLEŞMİŞLERDİR”. Siyasi idarede-

    görev alanlar tek tek ”MÜRDET” hükmünü aldıkları (İslam dininden çıktıkları)-

    gibi bu hükümete itaat eden kitlelerde irtidada düşmüş olurlar.

    Bu kestirmeden toplu ”KÜFRE” giriş kadar daha korkunç bir olay tasavvur edilemez.

    Birimiz fert olarak İslamın her hangi bir hükmünü kabul etmediğimiz,-

    dinin sultasını reddettiğimiz, helal ve haramdan, emir ve nehiyden-

    birini inkar ettiğimiz takdirde ”KÜFRE” girmiş oluruz.

    Peki toptan Allah ın sultasını, emir ve nehiylerini, helal ve harama ilişkin-

    ölçülerini reddeden ve dolayısı ile ”KAFİR” olduğu şüphe götürmeyen-

    bir idarenin üyeleri hakkındaki hükmünüz ne olacaktır?

    Cevap Yalnızca ”MÜRDET” ve ”KAFİR” olmak değil midir?

    (Mustafa Sabri Efendi, Mevkıfül Akıl…. 4/280)

    HALUK (TMT) Co Admin and Baş yargıç http://www.turkish-warrior.org:
    Nick=AKINCI ([email protected]) and http://www.cyber-warrior.org/

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir